Rusya başkenti

Türkiye'nin dış poltikadaki yalnızlığı Filistin gibi olmasına sebep olur mu?

2020.10.06 01:57 yakup34tr Türkiye'nin dış poltikadaki yalnızlığı Filistin gibi olmasına sebep olur mu?

 Türkiye Filistin Olur mu? 
Türkiye’nin Filistin’e benzer bir kader yaşama ihtimali olup olmadığı bazı önemli değişkenler etrafında ele alınabilir. Öncelikle Filistin’in günümüzdeki haline gelmesi tarihsel süreçte ele alınarak incelenmelidir. Filistin topraklarındaki Kudüs, üç ilahi din için de önemli bir kutsal mekân olarak kabul edilmektedir ve bu şehrin kaderi aslında ülkenin kaderi olmaktadır. Hz. Ömer zamanında Müslümanlar tarafından ilk kez fethedilen bu toprakların geri alınması için Hristiyanların haçlı seferleri düzenlemesi, daha sonra Selahaddin Eyyübi tarafından buranın geri alınması tarihte önemli izler bırakmıştır. Yavuz Sultan Selim,1516’da Kudüs’ü fethetmiş ve Birinci Dünya Savaşına kadar şehir Osmanlı hakimiyetinde kalmıştır. 1917 yılında İngiliz hakimiyetine giren bölge 1948 yılından itibaren Yahudi devletinin doğumuna ve gelişimine ev sahipliği yapmıştır. O dönemde Araplarla çatışmalar yaşansa da defacto olarak bir İsrail devletinin kuruluşu ve Filistin devletinin adeta yok oluşuna şahit olunmaktadır. Özellikle de Kudüs (bu kuruluş ve yok oluşun en önemli simgesi şeklinde düşünülebilir) İsrail devletinin başkenti olarak son dönemde bazı devletler tarafından tanınmaktadır. Filistin halkına yaşayacakları toprak parçaları bırakılsa da bu önemli görülen alanların dışında olmaktadır ve giderek daralmaktadır.
Türkiye’nin ilahi dinler açısından Kudüs kadar önemli bir varlığı bulunmamaktadır. İlahi dinler açısından değişik öneme haiz (-ki savaş sebebi olamazlar) mekanlar bulunsa da bunlar üzerinde ortak bir hakimiyet fikri de bulunmamaktadır. Dolayısıyla Türkiye üzerinde din temelli bir hakimiyet mücadelesi pek olası değildir. Bunun dışında Filistin topraklarında Yahudilerin tarihten gelen bir egemenlik düşüncesi bulunduğu bilinmektedir. Şu an için Türkiye’nin tamamı üzerinde emeli olan bir millet veya topluluktan bahsetmek de mümkün değildir. Ancak şu var ki İsrail’in “vadedilmiş topraklar” olarak bilinen haritasına Türkiye’nin de bir bölümü dahildir. Ayrıca bu bölgede ayrı bir Kürt devleti düşüncesinde olanların terör faaliyetleri bulunmaktadır. Ermenistan’ın Doğu Anadolu ve güneydoğu Anadolu üzerinde emelleri olduğu bulunmaktadır. Yunanistan’ın “megalo idea”sı günümüzde Türkiye’nin bir kısım topraklarını da kapsamaktadır. Ayrıca Suriye iç savaşı örneğinde görüldüğü üzere ABD ve Rusya gibi devletler coğrafi anlamda hiçbir ilişkilerinin olmadığı topraklarda çıkarları doğrultusunda hakimiyet mücadelesine dahil olabilmektedir. Tüm bu olasılıklar birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’nin bir zafiyet içerisinde olması, ürkütücü bir şekilde birden fazla düşmanla karşı karşıya kalması anlamına gelebilecektir. Filistin’de İsrail devletinin kurulması ve genişlemesi sürecinde komşu Arap ülkelerin birleşerek İsrail’e karşı savaşmış olması da sonucu değiştirememiştir. Türkiye’nin ise olası bir savaş esnasında yardımına NATO benzeri ittifakların gelme ihtimali bulunsa da bunun tersi de söz konusudur. Filistin örneğinde olduğu gibi Türkiye’ye yardım edecek ülke veya ülkelerin bulunmadığı da varsayılabilir. Bu bağlamda, uluslararası ilişkiler gerçekçi bir perspektifte ele alınmalı ve ilişkilerin ulusal çıkarlar etrafında şekillendiği unutulmamalıdır. Türkiye’nin topraklarını tehdit edecek bu tarz hareketlere engel olabilmek adına askeri gücünün caydırıcı nitelikte olması gerektiği aşikardır. Askeri anlamda Türkiye önemli bir güç olsa da ve Türkiye’nin bir Filistin olmaktan uzak olduğu düşünülse de gereken tedbirlerin alınmasında ihmalkâr davranılmamalıdır. Y. Bakır
submitted by yakup34tr to KGBTR [link] [comments]


2020.09.17 07:20 NewsJungle Macron, seçim amaçları için 'Müslüman Türkiye'nin damgalanmasına' son vermeli: Fransız analist

Fransız siyaset bilimci Francois Burgat, Anadolu Ajansı'na verdiği röportajda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'dan Doğu Akdeniz'deki "çatışma atmosferine son vermesini" ve seçim amacıyla "Müslüman Türkiye'yi damgalamasını" durdurmasını istedi.

Aynı zamanda Fransa merkezli Arap ve Müslüman Dünyaları Araştırma ve Araştırma Enstitüsü'nün araştırma direktörü olan Burgat, Lübnan'daki dış müdahaleye ve Orta Doğu ülkelerindeki diğer meselelere değinerek, Fransa'nın siyasi politikaların kötüleşmesine yol açan tarihsel rolünü hatırlattı. Lübnan'ın başkenti Beyrut'taki durum.

Burgat, Fransa'nın Suudi Arabistan ile ilişkilerini ve İran, BAE, Mısır ve İsrail gibi bölgesel aktörler karşısındaki konumunu analiz etti.

Siyaset bilimci daha sonra Macron'un Türkiye'ye karşı "düşmanca tavrını" sorguladı. Burgat, Macron'un siyasi amaçlarla kullandığı Türkiye karşıtı politikasının özellikle Fransız toplumunu bölen bir İslamofobi biçimine dayandığına inanıyor.

Son olarak Burgat, Fransız cumhurbaşkanını Doğu Akdeniz'de barış ve istikrara yardımcı olmak için Türkiye'nin denizcilik taleplerini dikkate almaya çağırdı.


Teorik olarak, Başkan Macron'un Lübnan'ı işgali, düpedüz dış müdahale gibi görünüyor. Bununla birlikte, bölgesel konfigürasyonun gerçekçi bir şekilde okunması, daha incelikli bir değerlendirme gerektirir. Dış müdahale aslında Lübnan siyasi gerçekliğinin ayrılmaz bir parçasıdır.

Her şeyden önce, 1920'de ülkenin kurulmasındaki kurucu rolleriyle, daha sonra Hıristiyanların siyasi temsiline galip gelmek için Fransızlar tarafından yapıldı. Ama sonra elbette İsrailliler unutulmadan Suriyeliler, Suudiler ve İranlılar tarafından yapıldı. Geçtiğimiz on yıllarda, Lübnan egemenliğinin tüm kısımlarını, doğrudan bir askeri varlık da dahil olmak üzere, ele geçirdiler.

Ek olarak, hepsinin dış müdahalesi var ve bu nedenle, bugün Lübnan devletinin dramatik durumunun merkezinde yer alan bu mezhep ayrılıklarını daha da kötüleştirdi. Bu nedenle Macron, diğer bölgesel aktörlerin yaptıklarından ne az ne de fazlasını yapıyor. Fransa için müdahale etmeme, Lübnan egemenliğine saygısızlık etmek yerine diğer bölgesel aktörlerin onu çiğnemesine izin vermek anlamına geliyor.

2012'den itibaren bazıları, Fransa'nın (Türkiye ile birlikte) Suriye muhalefetine "müdahale etmeme" ilkesiyle ciddi şekilde yardım etmeyi reddetmesini haklı çıkardı ve bu da daha sonra alanı diğer müdahalelere açık bıraktı - çok daha belirleyici oldu. - İran'dan ve sonra Rusya'dan.

Bugün, Lübnan'daki Fransız müdahalesinin meşruiyeti sorunu daha az önemli. Benim bakış açıma göre soru, Macron'un Orta Doğu'daki bölgesel ve küresel gündemi hakkında bildiklerimize odaklanmalıdır. Sorun burada yatıyor.

Beyrut'ta, Macron aslında seleflerinin yaratılmasına ve sürdürülmesine yardımcı olduğu ve geçtiğimiz on yıllar boyunca fayda sağladığı bir sistem reformu çağrısında bulundu. Gerçekte Fransa, nüfusun kendisiyle çok yakından ilişkili olan Hıristiyan unsurunun yararına uygulandığı sürece bu sistemle suçlayacak hiçbir şeyi yoktu.

Paris daha sonra Sünni cemaatin yararına gerçekleşen iktidar devriyle anlaştı. Fransa daha sonra Lübnan üzerindeki “vesayet” i Suudi müttefiki ile paylaşmayı kabul etti ve daha sonra özellikle Hariri ailesi aracılığıyla yanında kaldı. Paris (ve Riyad için) için sistemin dezavantajları, gücün değişmesine neden olan Şii cemaatine ve onun İranlı sponsoruna karşı üstünlük kazanmaya başladı.

Veliaht Prens Muhammed Bin Salman'ın Başbakan Saad Hariri'ye çok fiziksel baskı uygulayarak kontrolü yeniden ele geçirmeye çalıştığını ve bu bağlamda Macron'un Riyad'a giderek genç Suudi ortağının şevkini yavaşlatmak için nasıl liderlik ettiğini biliyoruz. .

Bu nedenle Fransa'nın bugün istediği şey, yarattığı mezhepsel sistemin sonudur, ama sadece şimdi onu atlattığı için. Bu reformist hırs ve mezhepsel bölünmenin aracı ve yararlanıcısı olan siyasi sınıfın kınanması artık geniş çapta kabul görüyor.

Burada da yine, onun dönüşümünü isteyenler - Emmanuel Macron dahil - arasından sıyrılmak uygun değil. Esas olan aslında başka bir yerde: Fransa'nın yerel ve bölgesel reformist gündeminin - bu şekilde bir sorun teşkil etmeyen - şu anda harekete geçirildiğini bilmek önemlidir.
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2020.08.14 15:05 endeavour1923 Hans ve George olmasa Osmanlı'nın 19.yüzyılda yıkılacak olması

Uzun zamandır ülkemizde özellikle siyasetin üst kısımlarındaki kişiler tarafından İngiltere,Amerika ve Almanya kastedilerek ''Hans'a ve George'a rağmen çalışarak'' ''Hans ve George elinizden geleni yapsanızda bizi yıkamayacaksınız.'' gibi sözlerle batı karşıtlığı yapılıyor, bu sözlerin halkta karşılığı olmasa bu kadar kullanılmayacağını düşünüyorum.Benim batı düşmanlığı yapan,dönemin sosyal,ekonomik ve politik durumundan habersiz insanlara göstermek istediğim 18.yüzyılın sonundan başlayarak 19.yüzyılın sonuna kadar nasıl Osmanlı'nın bu Avrupai güçler tarafından kollanıp yıkılmasının engellendiği.
İlk olarak Napoleon'un 1798'deki Mısır seferiyle başlamak istiyorum.1798'de Napoleon Mısır'a çıktığında İskenderiye'yi ve Kahireyi kısa bir sürede kolayca ele geçirdi.Daha erken zamanlarda dahi Osmanlı'nın elindeki bu en zengin, en değerli, en önemli parçasını koruyamadı apaçık ortada.1799'da Fransa'nın Osmanlıya karşı kazandığı birdizi savaştan sonra İngizlerin Osmanlı'nın yardımına gelmesi,özellikle Napoleon'un donanmasını yok eden ve Fransa'dan takviye almasını engelleyen Nil Muharebesi zaferinden sonra Fransa'da da karışıklıklar çıkması ve Napoleon'un dönmek zorunda kalması,son kalan Fransız kuvvetlerini de İskenderiye Muharebesi'nde ingilizlerin yenmesiyle çok önemli bir bölge olan Mısır Osmanlı toprağı olarak kaldı.Daha 1798 gibi erken bir tarihte bile Osmanlı'nın İngiltere'nin yardımına ihtiyacı olduğunu ve yardımı olmasaydı İskender'e özenen Napoleon'un Osmanlı'yı belki yıkıma götürebileceği açık.
  1. bahsetmek istediğim konu Osmanlı valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın oğlunun İstanbula girmek üzereyken İngilizler yardımıyla püskürtülmesi.Bir Osmanlı valisinin 1832 yılında isyan ederek Osmanlı ordularını Suriye'de ve Konya'da yenerek Kütahya'ya kadar gelmesi ve ilhak etmesi Osmanlı'nın merkezi gücünün yetersiz olduğunu ve bir valisiyle bile baş edemediğini gösteriyor.Kavalalı'nın ordularının İstanbula girmesini engelleyen de donanmasını İstanbula gönderen Osmanlı'nın o zamanlar baş düşmanı Rusya.Daha sonra Rusyanın araya girmesiyle yapılan barış Nizip'te iki ordunun tekrar karşı karşıya gelmesiyle ve Osmanlı ordusunun tekrar yenilgiye uğramasıyla bozuldu.Avrupalı güçler Londra'da konferans düzenleyip kaybetmesine rağmen Suriye, Girit ve Adana'yı Osmanlı'ya geri verdi.Antlaşmayı kabul etmeyen Kavalalı'ya anlaşmayı zorla kabul ettiren de Beyrut'a asker çıkarıp Lübnan'ı topa tutan George oldu.Açıktır ki Rusya ve İngiltere olaya müdahil olmasaydı Osmanlı'yı defalarca yenip Kütahya'ya gelen Kavalalı'nın orduları Osmanlı hanedanını indirip yerine kendisi geçecekti ve Osmanı yıkılmış olacaktı.
3.Örneğimiz 1853'te patlak veren Kırım savaşı.1853'te Eflak ve Boğdan'ı işgal eden ve Tunayı geçen ruslar,Aynı zamanda Osmanlı'nın Karadeniz donanmasını da yakarak Başkenti tehdit etmeye başladı.Osmanlı tekrar varolma krizi ile karşı karşıyayken İngiltere ve Fransa yardıma geldi, Çanakkale'ye ve daha sonra Kırım'a asker çıkardılar ve Müttefik kuvvetler savaşı 1856'da kazandılar.Altta da göreceğimiz gibi eğer İngiliz-Fransız orduları olmasaydı Ruslar İstanbul'a kadar girebilirdi.
  1. ve son vaka 1877-78 Rus-Osmanlı savaşı.Uzun tutmak istemiyorum o yüzden kısaca yazıcam.Savaş sonunda Ruslar Osmanlı'nın balkanlarda tüm ordusunu yok etti, Osmanlı'nın tüm ateşkes tekliflerini reddederek Yeşilköy'e kadar geldi( bugünkü Atatürk Havalimanı'nın olduğu yer).Padişahın olduğu Dolmabahçe sarayına kilometreler kala İngilizler donanmalarını İstanbula gönderdiler ve Rusya'ya nota verdiler ve ruslar böylece durdu.İmzalanan Ayestefanos antlaşması Türk tarihinin gördüğü en kötü anlaşmalarda biriydi Osmanlı Edirne ve Gümülcine hariç balkanlardaki tüm bölgelerde doğrudan kontrolü kaybediyordu.Bu sefer yardıma Hans koştu ve imzalanan Berlin Antlaşmasıyla Ayestefanos Antlaşması yürürlükten kalktı.
Bunlar sadece savaşlardan verdiğim örnekler.Avrupadan Osmanlı'ya geçen ilerici ve aydınlanmayı düşüncelerin ve Avrupa'da büyüyen devin Osmanlı'yı nasıl kurumlarını ve ordularını modernleşmeye zorladığını ve Osmanlı'yı ve ardılı Türkiye Cumhuriyetini geri kalmış ve sömürgeleşmiş dünyadan ayırdığını başka bir posta anlatırız.Bugün Türkiye İslam ülkeleri arasında parlayan bir yıldız konumundaysa bunda Avrupa'nın payı büyük.Modern Türkiye'nin kurucusu Atatürk'ü ve diğer geç dönem subayları yetiştiren kurumlar ve kitaplarda eski İslami kurumlar ve kitaplar değil,batı kurumları ve Avrupalı aydınların kitaplarıydı.Bu postu yazmamdaki sebep özellikle muhafazakar kesimdeki Osmanlı'yı yıkanın Avrupalı devletler olduğu,modernleşmenin ve batılılaşmanın bizi geri düşürdüğü gibi argümanlarla cevap vermekti.Bundan ayrı olarak 1.Dünya savaşındaki İngilizler le savaşmamızdan dolayı İngiltere'nin devamlı Osmanlı ve Türkiye düşmanı olarak gösterilmesi ki 1.Dünya savaşında İngiltere bize karşı savaşa girmedi, biz İngilizler karşı savaşa girdik.Sizin de düşüncelerinizi ve bu konudaki yorumlarınızı merak ediyorum.
submitted by endeavour1923 to Turkey [link] [comments]


2020.07.21 14:37 Halk_haykirisi Libya'daki savaşta Türkiye kim kullanacak? Suriyeliler mi Somali mi?

Pentagon’da hazırlanan bir raporda, Türkiye’nin Libya’ya sadece 3 ay içerisinde 3 bin 500 ila 3 bin 800 Suriyeli paralı asker gönderdiği belirtildi. ve Rusya Federal Haber Ajansı’nda (RIAFAN) yer bulan yeni bir iddiaya göre Türk hükümeti, Somali’nin başkenti Mogadişu’da yer alan TURKSOM üssünde eğitilen Somalili askerlerin Libya’ya gönderilmesini istedi.
submitted by Halk_haykirisi to u/Halk_haykirisi [link] [comments]


2020.07.13 06:08 NewsJungle Türkiye: Libya ateşkesi Haftar'ın geri çekilmesine bağlı

Türk dışişleri bakanı, Libya’nın BM tarafından tanınan hükümetinin ancak savaş ağzı Khalifa Haftar'ın güçlerini ülkenin orta ve batı bölgelerinden çekmesi durumunda ateşkes kabul edeceğini söyledi.

Financial Times (FT) gazetesine her gün İngilizlerle konuşan Mevlut Çavuşoğlu, Başbakan Fayez al-Sarraj liderliğindeki Ulusal Anlaşma Hükümeti'nin (GNA) Haftar'ın güçlerine karşı iki stratejik yerden çekilmedikçe saldırılarına devam etmeye kararlı olduğunu söyledi. , liman kenti Sirte ve bir hava üssü Jufra ev.

Çavuşoğlu, Rusya'nın geçen ay İstanbul'da gerçekleşen görüşmelerde “somut tarih ve saat” ile ateşkes teklifinde bulunduğuna dikkat çekti.

Ankara, GNA ile istişare ettiğinde Libyalı yetkililer Sirte ve Jufra ve Gen Haftar’ın güçlerinin 2015'te “çizgilere” dönmeleri için önkoşullarını belirttiler. ”Dedi.

Çavuşoğlu'nun Ankara'nın saldırıyı destekleyebileceğini ve GNA'nın ateşkes önkoşullarını “meşru ve makul” olduğunu söyleyen makale.

Geçen hafta El Watiya hava üssüne yapılan hava saldırısından bahseden Çavuşoğlu FT'ye “kimin sorumlu olduğunu belirlemek için bir soruşturma olduğunu, ancak kimin“ ödeyeceğini ”söyledi.

Türkiye'nin tabanındaki Türk destekli güçlerin Mayıs ayında Haftar'dan ele geçirdiği “eğitmenler ve teknik personel” vardı, ancak hiçbiri zarar görmedi.

Çavuşoğlu, “Bölgede veya savaşta herhangi bir tırmanış için değiliz, ancak [Haftar’ın destekçileri] angajmanı bir darbeciyle, Haftar” dedi.

14 Ocak'taki Haftar, ateşkes için Rus-Türk girişimine katılmayı reddetti ve başkent Trablus'u ele geçirme amaçlı saldırı ve başarısız girişimini sürdürdü.

Libya Dışişleri Bakanlığı her zaman ülke krizine barışçıl bir çözüm bulmaya çalıştıklarını doğruladı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov geçen hafta "Libya hükümetinin ateşkes anlaşması imzalamak istemediğini ve askeri bir çözüm aradığını" iddia etti.

Libya Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, "Rus dışişleri bakanına Rus-Türk girişiminin Moskova'daki GNA tarafından imzalandığını hatırlatırken, Haftar Rusya'yı utanç verici bir konuma sokarak [Moskova] 'yı imzalamayı ve ayrılmayı reddetti.

Nisan 2019'dan bu yana Haftar'ın gayri meşru güçleri, Libya'nın başkenti Trablus'a ve kuzeybatı Libya'nın diğer bölgelerine saldırılar düzenleyerek sivil kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere 1.000'den fazla ölüme neden oldu.

Bununla birlikte, Libya hükümeti geçtiğimiz günlerde Haftar’ın güçlerini Trablus'tan ve stratejik Tarhuna kentinden iterek önemli zaferler elde etti.
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2020.06.17 05:54 NewsJungle Türkiye ve Rusya Libya'da ateşkes görüşmelerine devam edecek

Türkiye dışişleri bakanı Pazartesi günü yaptığı açıklamada, Türkiye'nin Libya'da kalıcı ateşkes için Rusya ile görüşmelere devam edeceğini söyledi.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin “Libya'da kalıcı bir ateşkes kurmak için birlikte çalışmaya devam etmeyi kabul ettiler”, Mevlüt Çavuşoğlu, Türk başkenti Ankara'yı ziyaret eden İranlı mevkidaşı Javad Zarif ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.

BM tarafından tanınan Libya’nın hükümeti, Nisan 2019'dan bu yana savaş ağzı Halife Haftar'ın kuvvetleri tarafından saldırı altında ve şiddet olayında 1000'den fazla insan öldü.

Mart ayında başkentin saldırılarına karşı bir karşı saldırı başlattıktan sonra, Libya’nın ordusu yakın zamanda Al-Watiya hava üssü ve Tarhuna da dahil olmak üzere Haftar'ın kuvvetlerine önemli bir darbe olarak görülen stratejik yerleri kurtardı.

Zarif’nun Ankara ziyareti, yeni koronavirüs salgını başlangıcından bu yana dışişleri bakanının aylar içindeki ilk ziyaretidir.

- İran ile uçuşlar devam edecek

Çavuşoğlu'na göre, Türkiye ve İran virüs salgını nedeniyle bir ay süren aradan sonra 1 Ağustos'ta uçuşlarına devam etmeyi planlıyor.

Zarif, Türkiye'ye İran'ın salgınla mücadelesine yardımcı olduğu için teşekkür etti.

Basın toplantısından önce, iki üst düzey diplomat kendi diplomatik ve konsolosluk vaatleriyle ilgili bir mutabakat zaptı imzaladı.
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2020.02.11 05:39 NewsJungle Türkiye, Suriye İdlib'ini güçlendirdikten sonra harekete geçmeye hazır

Üst düzey bir yetkili, Ankara'nın Suriye rejim güçlerinin hızla ilerlemesini sağlamaya çalışmasıyla, Türkiye'nin Suriye'nin kuzeybatı İdlib bölgesine büyük takviyeler gönderdi ve "tüm seçenekler masanın üstünde" dedi.

Cumhurbaşkanı Beşar Esad'ın son büyük muhalefet bölgesi olan İdlib'deki rejim saldırısı, yarım milyondan fazla insanı evlerinden kapalı Türkiye sınırına doğru yönlendirerek Suriye'deki yeni bir insani krizi tehdit etti.

Halihazırda 3,6 milyon Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapan Türkiye, artık emilemediğini ve Şam'ın ay sonuna kadar İdlib'de geri çekilmesini veya Türkiye'nin eylemiyle yüzleşmesini istediğini söyledi.

Tanklar, zırhlı personel taşıyıcılar ve diğer ekipmanlar taşıyan büyük askeri araç konvoyları, birçoğu Suriye birliklerinin ilerletilmesiyle çevrelenmiş bir düzine Türk askeri pozisyonunu güçlendirmek için Suriye'ye geçti.

Anonimlik koşuluyla konuşan yetkili, Reuters'e verdiği demeçte, "Son haftalarda Suriye'nin İdlib bölgesine ciddi bir birlik ve askeri ekipman desteği gönderildi." Dedi.

Cumartesi günü üç yüz aracın İdlib'e girerek bu ay toplamda 1.000'e yaklaştığını söyledi. Tam olarak kaç yeni askerin konuşlandırıldığını söylemeyi reddetti, ancak bunu "dikkate değer bir miktar" olarak nitelendirdi.

Yetkili, "Gözlem noktaları tamamen güçlendirildi." Dedi. "İdlib cephesi güçlendirildi."

İngiltere merkezli bir savaş monitörü olan Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, 1.240 Türk askeri aracının geçen hafta 5.000 askerle birlikte İdlib'e geçtiğini söyledi.

İdlib'deki çatışma, bir zamanlar Esad'ı devirmeyi ümit eden muhalefeti destekleyen Türkiye ile desteği, bir zamanlar kuşaklı cumhurbaşkanının ülkenin çoğunu kontrol altına almasına yardımcı olan Rusya arasındaki kırılgan işbirliğini sarstı.

Pazartesi günü, sekiz Türk askeri personeli Suriye hükümet güçleri tarafından bombardımana uğradı ve Türkiye'yi Rusya'ya "kenara çekmesini" söylerken, güçleri misilleme olarak düzinelerce Suriye ordusu hedefini bombalamaya çağırdı.

Yetkili, "Rejim, Rusya’nın desteğiyle tüm anlaşmaları ve anlaşmaları ihlal ediyordu." Dedi. "Her türlü etkinliğe hazırız. Elbette tüm seçenekler masanın üstünde."

Türkiye'nin İdlib konusunda Rusya ile anlaşmazlığına rağmen, yetkili Cumartesi günü Ankara'da aralarındaki görüşmeleri olumlu olarak nitelendirdi. İki taraf önümüzdeki hafta tekrar toplanacak.


'TÜRKİYE ETKİLEŞECEK'

Suriye silahlı kuvvetleri Pazar günü yaptığı açıklamada, son günlerde düzinelerce kasaba ve köyün kontrolünü ele geçirerek 600 kilometrekareden (230 mil kare) daha fazla toprağı ele geçirdiklerini ve mücadeleyi sürdüreceklerini söyledi.

Silahlı kuvvetler yaptığı açıklamada, "Cesur ordumuz Suriye'nin tüm coğrafi bölgesini terörizmden ve destekçilerinden temizlemek için kutsal görevlerini sürdürmeye devam edecek." Dedi.

Ankara, Moskova'yı eyalet başkenti Idlib şehrinin 10 mil (16 km) yakınında 1 milyondan fazla kişiye ev sahipliği yapan İdlib saldırısını dizginlemeye çağırdı.

Savunma Bakanı Hulusi Akar Pazar günü yakında geri çekilmeleri gerektiğini yineledi. Hürriyet gazetesine verdiği demeçte, "Rejim kuvvetleri Şubat ayı sonuna kadar geri çekilmezse harekete geçeceğiz" dedi.

Muhalefetteki yerleşim bölgesinin doğu kanadında Gözlemevi, ilerleyen hükümet güçlerinin Suriye'nin iki ana şehri Şam ve Halep'i birbirine bağlayan Suriye'nin ana kuzey-güney yolu olan M5 otoyolunun 2 km'lik bir kısmını ele geçirdiğini söyledi.

Papa Francis, Pazar günü İdlib'deki insancıl hukuka saygı duyulması için çağrıda bulundu ve ilden gelen raporların "özellikle kadınlar ve çocukların, askeri bir tırmanıştan kaçmak zorunda kalan insanların koşulları hakkında" acı verici olduğunu söyledi.
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2020.01.19 11:18 lehorselessman Kanal Istanbul hakkında mâlumat

İstanbul'a yapılacak olan her yatırım çöptür. Zaten bu mikrop şehirde yaşayan çoğu kişi virüstür. Şehrin tarihi yapısını bile mahvettiler. Türkiye'de yaşanılacak başka yer yokmuş gibi gelen geçen İstanbul'a yerleşiyor. İmparatorluk Türkiyesi zamanında öyle kafasına esen İstanbul'a gelemezdi lakin Cumhuriyet ile birlikte adeta virüslerin başkenti konumuna yerleşti. Haberlerde bile hep İstanbul ön planda tutulur. sırf muhalefet olmak için muhalefet olmaya çalışan gafil beşerler de var. İstanbul'a kanal açılınca deprem olacakmış. Buna kargalar bile güler. Ulan sanki manto çekirdeğine ulaşacak kanalın derinliği. Deprem yapmak o kadar kolay mı? Sizin yapacağınız muhalefete sokayım. Irkımızın vizyonu İstanbul olmamalı. İstanbul üzerinden yapılan tartışmalar ile enerjisini boşa harcamamalı. Defalarca dedik yine diyoruz. Bize sağlam bir uzay programı lazım. Galaktik fetihlere yol açacak bir düzen kurmak, geleceğimizi garanti altına almak demektir. Uzaydan ülkemize bilinmeyen bir cisim düşse bu cisim hastalık yaysa bununla nasıl başa çıkacağız? Rusya veya İngiltere'ye böyle bir cisim düşse emin olun Moskoflar ve İngilizler hayatta kalır çünkü İngilizler II. Cihan Harbinde Cermen bebelerinin V2 roket saldırılarından dolayı altyapıya çok önem verdiler. İngilizlerin kanalizasyonları tır geçecek seviyede. Moskoflar da hem II. Cihan Harbinden dolayı hem de ABD ile soğuk savaş durumundan mütevellit yeraltı sığınaklarına ehemmiyet verdiler. Hem hem iç hem de dış acundan gelen tehditlere karşı önlemlerini aldılar. Ancak bizdeki vizyonsuz siyasetçiler ise bunları düşünecek zekaya sahip değildir. Hepsi ceplerini düşünür. Ceplerine kaç para girecek onun derdindeler. İstanbul'a yapılması gereken ilk şey derhal adının değiştirilmesi ve Fatihkent olmasıdır. Sonra ise ne kadar dilenci, berduş, virüs tayfası varsa hepsi krematoryumlara atılarak imha edilmelidir.
Irkımızın ileriye dönük düşünmesini istemiyorlar. Irkımızın galaktik seviyeye çıkmasını istemiyorlar. Çünkü bir kere bunu başardığımız zaman artık bizi kimse durduramaz. Bundan dolayı Türkler saçma sapan konular ile oyalanıyor, enerjisini boşa harcıyor.
Hülasa burada söylenenleri iyi idrak edin. Vizyonsuz olmayın. Orta Doğu masalları ve demokratik Yunan zırvalıkları ile kendinizi heba etmeyin. Uzayda meydana gelen patlamalardan sonra bazı yıldızlar zombiye dönmekte ve diğer yıldızların enerjisini emmektedir. Amerikalılar da bu yüzden bu yıldızlara "Zombie Star" demektedir. Türkiye'de aynısı oluyor. Anadolu Zombileri temas ettiği herkesin enerjisini emiyor. Otağımıza gelen zombi akınlarının da haddi hesabı yok. Daylights diye bir tane sıradan bir zombi filmi vardı orada zombilerin liderlerini öldürünce diğer zombiler de hareket kabiliyetini yitiriyordu. Ülkemizdeki zombi liderler de ziyadesiyle çoktur. Bu zombi liderleri yok ettiğimiz taktirde ırkımızın gelişmişlik düzeyi de inanılmaz ölçüde artacaktır.
Ne kadar çok Tigir:Er Amentülerini ve Antidotlarını alırsanız virüslere karşı o kadar çok bağışıklık kazanırsınız. Amentüleri ve antidotları almayan her bir fert iflah olmaz bir zombi adayıdır, bunu zinhar unutmayın!
submitted by lehorselessman to TigirEr [link] [comments]


2019.10.31 07:23 NewsJungle Türkiye ve Rusya, Suriye anlaşmasını uygulamaya koyma konusunda görüştü

Türk Savunma Bakanlığı Çarşamba günü yaptığı açıklamada, Türk ve Rus askeri delegasyonlarının Suriye'deki Soçi anlaşmasının uygulanmasını tartıştığını söyledi.
Bakanlık, "Türk ve Rus askeri delegasyonları, anlaşmanın sahada uygulanmasının taktiksel ve teknik yönlerini tartıştılar" dedi.
Bakanlığa göre, 28-30 Ekim tarihleri ​​arasında, 22 Ekim Soçi anlaşması kapsamındaki askeri faaliyetleri planlamak amacıyla Türkiye'nin başkenti Ankara'da gerçekleştirilen karşılıklı görüşmeler tamamlandı.
Görüşmeleri "olumlu ve yapıcı" olarak nitelendiren bakanlık, "koordinasyon devam edecek" dedi.
Türkiye, 9 Ekim’de, Türkiye’nin sınırlarını güvence altına almak, Suriyeli mültecilerin güvenli bir şekilde geri dönüşüne yardımcı olmak ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü güvence altına almak amacıyla teröristleri Fırat Nehri’nin doğusundaki kuzey Suriye’den kaldırmak için Barış Pınarı Operasyonunu başlattı.
22 Ekim'de Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rus mevkidaşı Vladimir Putin, Rusya'nın Karadeniz tatil beldesi Soçi'de bir toplantı yaptı.
Ankara ve Moskova, YPG / PKK teröristlerinin Türkiye’nin kuzeyindeki Suriye sınırının 30 kilometre (18.6 mil) güneyinde 150 saat içinde geri çekilecekleri ve Türkiye ve Rusya’nın güvenlik güçlerinin orada ortak devriyeler yapacakları bir anlaşmaya vardılar.
150 saatlik süre Salı günü sona erdi.
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2019.10.30 11:14 NewsJungle Avrupa’daki Türk misyonları Cumhuriyet Bayramı’nı kutladı

Avrupa’daki Türk misyonları Salı günü Cumhuriyet’in kuruluşunun 96. yıldönümünü kutladı.
Londra’da İngiltere Büyükelçisi Ümit Yalçın, basın mensupları, işadamları ve yabancı misyon temsilcileri ile İngiltere’deki Türk toplumu temsilcileri gibi konuklara tanınmış Türk lezzetleri sunan bir resepsiyona ev sahipliği yaptı.
Türkiye’nin Berlin Büyükelçisi Ali Kemal Aydın, Almanya’da bir etkinliğe ev sahipliği yaptı ve Türkiye'nin kuzey Suriye’deki terörle mücadele operasyonu için en iyi dileklerini iletti.
Aydın, ülkenin Fetullah Terör Örgütü (FETO), DAEŞ ve PKK gibi terörist grupların Türkiye için bir risk oluşturmadıkça kararlılıkla mücadele etmeye devam edeceğini söyledi.
“Bir kez daha terör grubu destekçilerinin şiddetli gösterilerini ve onlar için gösterilen hoşgörüyü ve desteği kınıyorum” dedi.
Almanya, Münih, Köln ve Nurnberg dahil diğer Türk misyonları da Cumhuriyet Bayramı'nı resepsiyonlarla kutladı.
Fransa'da, Türkiye Büyükelçisi İsmail Hakkı Musa, birçok diplomat, üst düzey yetkili ve diğer davetlilerin katıldığı bir törene ev sahipliği yaptı.
Türkiye'nin bölgedeki rolünü vurgulayan Musa, konuklarına ülkenin dünyanın en insani yardımını sağladığını söyledi.
İtalya'da, Türkiye Büyükelçisi Murat Salim Esenli, Türkiye'nin Vatikan ve diplomat büyükelçisi gibi üst düzey yetkililer de dahil olmak üzere birçok misafirin katıldığı bir etkinliğe ev sahipliği yaptı.
Türkiye'nin gastronomik şehri Gaziantep'ten beş şef, katılanlar için çeşitli yemekler hazırladı.
Malta’nın başkenti Valletta’da Türkiye Büyükelçisi Kerem Kiratli’nin düzenlediği törende, parlamento başkanı ve bakanların Başkanı George Vella’nın da yer aldığı katılım oldukça yüksek görüldü.
Avusturya, Romanya, Yunanistan ve İsveç'teki görevler de bir dizi konuk ve özel etkinlikle günü kutladı.
Türkiye Cumhuriyet Bayramı'nın işaretlendiği ülkeler arasında Rusya, Azerbaycan, Özbekistan, Kırgızistan ve Gürcistan da vardı.
“Birçok konuda işbirliği yapıyoruz ve önemli projeler yürütüyoruz. Bununla birlikte, ilişkilerimizin derinliği ikili meselelerle sınırlı değil, aynı zamanda bölgesel ve küresel meselelerde de büyük önem taşıyan meseleleri de içeriyor ”dedi.
Azerbaycan’ın başkenti Bakü’deki bir resepsiyonda Türkiye Büyükelçisi Erkan Özoral, sanatçıların yanı sıra birçok üst düzey yetkili ve politikacıya ev sahipliği yaptı.
Meclis Başkanı Oktay Asadov, “bir millet, iki devlet” olarak tanımlanan iki ülkenin ortak tarihinin ve kültürünün en büyük zenginlik olduğunu söyledi.
Bosna-Hersek, Sırbistan, Hırvatistan ve Karadağ da Türkiye Cumhuriyet Bayramı'nı kutladılar.
Türkiye’nin Sırbistan Büyükelçisi Tanju Bilgiç, 2019’un iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin 140. yıldönümünü kutladığını belirtti.
Bilgic, "Türkiye ve Sırbistan sınırla değil, kalbimizle bağlı," dedi.
Kuzey Makedonya, Arnavutluk ve Kosova’daki Türk misyonları da günü kutladı.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu babası Mustafa Kemal Atatürk’ün resmi ilanı 29 Ekim 1923’te milletin adı ve cumhuriyet statüsü ilan edildiğinde gerçekleşti.
Türkiye Büyük Millet Meclisi veya parlamento, oy birliği ile Türkiye Cumhuriyetinin ilk cumhurbaşkanı olan Atatürk'ü devrimci bir devlet adamı yapmak için oybirliğiyle oy kullandı.
O zamandan beri, Türkiye her yıl 29 Ekim’de Cumhuriyet Bayramı’nı kutladı.
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2019.10.14 09:16 NewsJungle NATO, Türkiye’yenin bölgeye operasyonu barış getirmek için dedi

Cumartesi günü Türkiye, ülkenin devam etmekte olan Londra’daki NATO Parlamenterler Asamblesi’nde (NATO PA) kuzey Suriye’de Barış Baharı Operasyonu hakkında bilgi verdi.
Osman Aşkin Bak, "Partilere, Türkiye'nin sınırdaki haklarımızı korumak, bölgedeki teröristlerin zulmünü önlemek ve saldırıları önlemek için BM Sözleşmesinin 51. Maddesi kapsamında operasyon başlattığını söyledi." Dedi. Türkiye’nin NATO PA heyetinin başı.
İngiltere'nin başkenti Londra'daki 65. yıllık oturumda konuşan Bak, Fırat Kalkanı Operasyonu ve Zeytinlik Operasyonu ile daha önce olduğu gibi bölgeye barışı sağlamak için Barış Baharı Operasyonunun başlatıldığını vurguladı.
Bak ayrıca, Türk delegasyonunun NATO PA komitelerindeki terör ve mülteciler hakkındaki görüşlerini dile getirdiğini ve Türkiye tarafının, 2 milyona kadar mültecinin Barış Baharı Operasyonunun kurduğu güvenli bölgelerde yaşayabileceğini vurguladı. .
"Avrupalı ​​müttefiklerimiz ve arkadaşlarımız [mülteci meselesi] konusunda bizi desteklemiyorlar. İki yüzlü politikaları takip ediyorlar. Ancak bu işlemi kararlılıkla tamamlayacağız" dedi.
NATO’nun Genel Sekreteri Jens Stoltenberg'in de katılacağı oturumda, Rusya’nın, İran’ın nükleer programı ve Afganistan’daki durumu Pazartesi günü verilecek.
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2019.08.21 12:25 NewsJungle Türkiye, Suriye rejimini 'ateşle oynamama' konusunda uyardı

Türkiye dışişleri bakanı Suriye'deki bir Türk konvoyuna saldırıdan bir gün sonra Salı günü yaptığı açıklamada, Suriye rejiminin ateşle oynamaması gerektiğini söyledi.
El Salvador mevkidaşı ile yaptığı basın toplantısında konuşan Mevlüt Çavuşoğlu, “İdlib’de barışı sağlamak konusunda Rusya ile sürekli temas halindeyiz. Burada ateşkes uygulamak zorundayız. Rejim askeri çözüm. "
"Rejim ateşle oynamamalı. Kendi askerlerimizin güvenliği ve gözlem noktalarının güvenliği için ne gerekiyorsa yapacağız" dedi.
Suriye'deki bir gözlem görevine yönelen bir Türk askeri konvoyuna yakın rejim hava saldırısı sonucu vurulduktan sonra Pazartesi günü üç sivil öldürüldü ve 12 yaralandı.
Konvoy, Suriye’nin İdlib’inde 9 Nolu Gözlem Noktasına gidiyordu ve Rusya’ya konvoy hakkında önceden bilgi verildi.
Türkiye-Suriye sınırına 88 kilometre uzaklıktaki gözlem merkezi Arpil 2018'de kuruldu.
İdlib eyaleti - rejim güçlerinin en çok hedeflenen bölgelerinden biri - Suriye'deki iç savaşın başlamasından bu yana muhalefet kalesiydi. Nüfusu, iç göç nedeniyle dört milyona ulaştı.
Suriye ihtilafını sona erdirmeyi amaçlayan Astana barış süreci, Ocak 2017'de rejimin müttefikleri olan Rusya ve İran tarafından başlatıldı. Kazakistan'ın başkenti Astana'da bugüne kadar 13 tur görüşme yapıldı.
Geçtiğimiz Eylül ayında, Rus Soçi kentinde, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rus mevkidaşı Vladimir Putin Idlib’de açıkça saldırganlık eylemlerinin yasak olduğu silahsızlaştırılmış bir bölge kurmaya karar verdiler.
Anlaşmaya göre, İdlib’de muhalif grupların hazır bulundukları bölgelerde kalmaları gerekiyordu. Rusya ve Türkiye, savaşın yeniden başlatılmasını önlemek için bölgede ortak devriyeler yapacaklardı.
10 Ekim’de, Türk Savunma Bakanlığı, Suriye muhalefetinin ve diğer rejim karşıtı grupların İdlib’in silahsızlandırılmış bölgesinden ağır silah çekimlerini tamamladıklarını açıkladı.
Ateşkes anlaşmasına rağmen, Esad rejimi ve müttefikleri Idlib’in aşağı iniş bölgelerine yönelik düşük yoğunluklu saldırılarına devam etti.
Suriye'deki çatışma 2011'de Esad rejiminin beklenmedik vahşet ile göstericilere zarar verdiği bir dönemde başladı.
O zamandan beri, yüzlerce insan öldürüldü ve BM yetkililerine göre 10 milyondan fazla kişi yerinden edildi.
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2019.07.13 09:31 NewsJungle Çavuşoğlu, AB’nin Kıbrıs’ta Türkiye’ye karşı boşuna hareket edeceğini söyledi

Türkiye dışişleri bakanı Cuma günü yaptığı açıklamada, Avrupa Birliği 'nin Türkiye aleyhindeki adımların Kıbrıs sorununda sonuç vermeyeceğini söyledi.
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Türkiye'nin başkenti Ankara'daki İsviçreli mevkidaşı Ignazio Cassis'in yanı sıra ortak bir basın toplantısında yaptığı konuşmada, "[AB] 'nin bize atacağı adımlar işe yaramaz, tepkisini keser" dedi.
Çarşamba günü, Avrupa Konseyi Başkanı Donald Tusk şunları tweetledi: "Türkiye ile iyi komşuluk ilişkilerimizi sürdürme yönündeki en iyi niyetlerimize rağmen, devam eden yükseliş ve Üye Devletimizin Kıbrıs egemenliğine karşı mücadelesi, kaçınılmaz olarak AB’nin, EUCO."
Çavuşoğlu, AB’nin sözde dayanışma için “yanlışın arkasında durmaması” gerektiğini söyledi ve Türkiye’nin kendisine karşı herhangi bir hamle olması durumunda ek adımlar atacağını ekledi.
"Kimse önleyemez," diyerek uyardı, Kıbrıslı Rumların Kıbrıs Türklerinin haklarını ihlal ettiğini ve bunun da sonuncusunu paylaşmadan sondaj çalışmalarına devam ettiğini vurguladı.
Türkiye'nin ancak daha sonra uyarıların sonuçlanmadığı durumlarda garantör ülke olarak Doğu Akdeniz'deki sondaj faaliyetlerine başladığını yineledi.
Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) bölgedeki kaynaklar üzerinde haklara sahip olduğunu iddia ederek, Doğu Akdeniz’deki tek taraflı sondaj ile Kıbrıs Rum yönetiminin sürekli olarak itirazda bulunmuştur.
1974'te, Kıbrıs'ın Yunanistan'ın ilhak etmesini amaçlayan bir darbenin ardından Ankara, garantör gücü olarak müdahale etti. 1983 yılında KKTC kuruldu.
Bu bahardan beri Ankara, Türkiye'nin ve KKTC'nin bölgenin kaynaklarına hakkını öne sürerek Doğu Akdeniz'e Fatih ve Yavuz - iki adet matkap gemisi gönderdi.
Türkiye bayraklı tatbikat gemisi Fatih, bu mayıs ayında, Kıbrıs adasının batı kıyılarının 75 kilometre (42 deniz mili) alanda deniz sondajı faaliyetlerine başladı.
Atina ve güney Kıbrıs Rum Kesimi, gemilerin mürettebatını tutuklama tehdidinde bulundu ve AB liderlerini eleştirilerine katılmaya teşvik etti.
Çavuşoğlu, Kıbrıs meselesine yönelik müzakerelere her zaman ev sahipliği yaptığı için İsviçreli mevkidaşına teşekkür etti ve Ankara'nın her zaman adada kalıcı bir çözüm lehine olduğunu yineledi.
Rus S-400'lerin konuşlandırılması
İlk Rus S-400 donanım grubunun Türkiye'ye teslimatı üzerine olan Çavuşoğlu, “Bu [S-400] bir anlaşma ve süreç devam ediyor” dedi.
Çavuşoğlu, Türkiye'nin işlemi koordine ettiğini ve uçak ve personel için gerekli izinlerin devam ettiğini söyledi.
“Milli Savunma Bakanlığımız da gerekli açıklamaları yaptı. Sorun yok. Süreç herhangi bir kusur olmadan devam edecek ”dedi.
Türkiye Milli Savunma Bakanlığı Cuma günü erken saatlerde Twitter'da şunları söyledi: “Türkiye'nin hava ve füze savunma ihtiyacını karşılaması öngörülen ilk S-400 füze savunma sistemi teçhizatı partisi, Ankara’daki Mürted Hava Üssü’ne gelmeye başladı. 12 Temmuz 2019. ”
ABD’den hava savunma sistemi satın alma çabalarının uzun süren çabalar sonucunda Ankara, Nisan 2017’de Rus S-400’leri satın almak için tedarik sözleşmesini imzaladı.
ABD yetkilileri, Rusya sisteminin NATO sistemleriyle uyumsuz olacağını ve F-35'leri olası Rus mahallelerine maruz bırakacağını savunarak Türkiye’yi ABD Patriot füzeleri almaya çağırdılar.
Ancak Türkiye, S-400'ün NATO sistemlerine entegre edilmeyeceğini ve ittifak için tehdit oluşturmayacağını vurguladı.
Türkiye, teknik sorunları açıklığa kavuşturmak için bir komisyon kurulmasını istedi, ancak ABD bu teklife cevap vermedi.
Türk-İsviçre ilişkileri
İkili ilişkilerde Çavuşoğlu, Cassis'in 2011'den bu yana Türkiye'yi ziyaret eden ilk İsviçre dışişleri bakanı olduğunu ve her iki taraftan da düzenli resmi ziyaretlerde bulunacağını belirtti.
Çavuşoğluu, “Arzumuz her iki taraftaki yatırımları artırmak” dedi.
Yetkili, mevcut 5 milyar dolarlık ikili ticaret hacmini artırmak istediklerini de sözlerine ekledi.
Ankara’nın Türkiye'deki İsviçre yatırımcılarına desteğini ifade eden Çavuşoğlu, Türkiye’de 890 civarında İsviçre menşeli firma olduğunu, İsviçre’de ise 130.000 civarında Türk’ün yaşadığını söyledi.
Başbakan, Ankara’nın Bern’le terörle mücadelede yakın işbirliği içinde olmak istediğini de belirtti.
İki ülke arasındaki ikili ilişkilerin, insan hakları, gösteri özgürlüğü ve demokrasi konularında çoğunlukla standart bulunmadığını belirtti.
PKK yanlısı terör grubu gösterilerinin ülkede İsviçre makamlarının izniyle gerçekleştirildiğini belirterek, "İsviçre’de olanları göz önüne aldığımızda, çifte standart olduğunu açıkça söylemek isterim" dedi.
Ancak PKK terör örgütü lideri Abdullah Öcalan'a karşı gösteri yapmak isteyen Türkler engellendi.
Çavuşoğlu, "Aksi takdirde İsviçre ile hiçbir siyasi sorunumuz yok" dedi.
Cassis, iki ülkenin yaklaşık bir yüzyıldır ikili ilişkilerin tadını çıkardıklarını söyledi ve ilişkileri daha da geliştirmek istediklerini söyledi.
İsviçre’nin, Orta Doğu ve Suriye’den gelen göçmenler için Türkiye'nin misafirperverliğinin farkında olduğunu ve Türkiye'nin bölgesel meseleleri tartışmak için çok önemli bir ülke olduğunu söyledi.
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2019.06.25 11:29 NewsJungle 'Rus S-400'leri Amerikan Patriot sisteminden daha iyi'

ABD, Türkiye ve Hindistan’ın S-400 füze sistemini satın alma konusundaki çekincelerini yinelediği halde, Hintli ve Pakistanlı askeri uzmanlar, dünyanın en iyi hava savunma sistemi olduğuna inanıyor.
Şu anda Amerikan alternatiflerinin bu test edilen Rus sistemine uymadığını ileri sürdüler.
Eski Hindistan Hava Kuvvetleri Genel Müdür Yardımcısı (IAF) Kapil Kak ve Pakistan’ın güçlü Hizmetler Arası İstihbarat Genel Müdürü (ISI) Orgeneral Ehsanul Haq, Anadolu Ajansı’nın ABD’nin ülkelere olan çıkarlarını bastırmaya çalıştığını söyledi. Her ikisi de ABD’nin davranışının, bu ülkelerin stratejik özerkliğine bir şekilde bir saldırı olduğuna inanıyordu.
“Benim görüşüme göre, Türkiye ve Hindistan, özerklikleri stratejik karar alma süreçlerinde kıskançlıkla koruyacakları. S-400 konusunda ABD diktelerine uyum sağlamanın çok zor olduğunu bulacaklar. ABD yönetimi, konuya diplomatik bir çözüm bulmalı ve Türkiye ile siyasi ve askeri bağlarını korumalı ”dedi.
ABD Dışişleri Bakanı Michael Pompeo'nun ABD Başkanı Donald Trump ve Hintli arasında bir toplantı düzenlemeye hazırlanmalarının bir parçası olarak, Yeni Delhi'ye ABD Dışişleri Bakanı Michael Pompeo'nun Yeni Delhi'ye gitmesi beklenen ziyaretin öncesinde Washington’daki Hintli gazetecilerle konuşurken, ABD’nin bir hükümet yetkilisi Rus ekipmanı satın alma konusunda uyardı Başbakan Narendra Modi, bu hafta sonra Japonya’daki G-20 zirvesinin yanlarında.
“S-400 ile ilgili olarak, Hindistan dahil tüm müttefiklerimizi ve ortaklarımızı, CAATSA'yı (Amerika'nın Yaptırımlar Yasasıyla Düşmanlarına Karşı Koyma) riskini çekecek işlemlerden vazgeçmeye çağırıyoruz ...” alternatiflere bak, ”dedi.
Savaş uçakları komutanı olan ve Hindistan'da stratejik planlamaya katılan Emekli Hava Yardımcısı Marshall Kapil Kak, radarların, yükseklik parametrelerinin ve kaplayabileceği alanın izlenmesi ve taranması açısından S-400 sisteminin en iyisi olduğunu söyledi. dünya. ABD’nin Amerikan Patriot füze savunma sistemini sağlama teklifinin stratejik gereksinimlerine uygun bir alternatif olmadığını söyledi.
“Hesaplamaya ilişkin desteğim, S-400'ün Amerikan Yurtseverleri gibi diğer sistemlerden daha üstün olduğudur. Aynı zamanda sunulan Patriot türevine de bağlıdır. S-400 için tam olarak ne anlama geldiğini biliyoruz. Amerikalılar bizi Vatanseverler hakkında konuştuğundan emin değiliz. Körfez savaşında kullanılmış ve daha sonra yükseltilmiştir. Fakat konfigürasyona kadar, biliyoruz ki, S-400'den daha üstün değil. Yeni Zelanda’nın başkenti Wellington’daki Savunma Hizmetleri Personel Koleji’nde baş öğretim görevlisi olarak görev yapan Kak, Türkiye’nin ya da Hindistan’ın ilgisini çekeceğini sanmıyorum ”dedi.
- 'Hindistan yaptırımlardan muaf tutuldu'
Bölgedeki jeopolitik gerçeklikler göz önüne alındığında, Türk silahlı kuvvetlerinin en iyi savunma sistemini satın alması gerektiğini belirtti.
Eski hava kuvvetleri yetkilileri, ABD 'nin satın alma işleminin beşinci nesil F-35 uçağının konfigürasyonunu tehlikeye atacağı savını açıkladı. NATO’nun müttefiki olarak, Türkiye ve ABD’nin, ABD’nin askeri teçhizatını güvence altına alan İletişim Uyum ve Güvenlik Anlaşmasına (COMCASA) bağlı olduğunu hatırlattı. Ayrıca, militanlar ile üst düzey teknoloji satışı arasındaki birlikte çalışabilirliği kolaylaştırıyor. Hindistan ayrıca bu anlaşmayı geçen Eylül ayında Yeni Delhi'de her iki ülkenin de dışişleri ile savunma bakanları arasında bir toplantı yapıldıktan sonra imzaladı.
Ancak eski hava kuvvetleri yetkilisi, Türkiye ile Hindistan arasında belirgin bir fark olduğunu söyledi. ABD, anlaşmayı feshetmek için zorluyor olsa da, Kak sonunda Yeni Delhi'nin bir Amerikan feragatnamesi elde etmeyi başarabileceğini söyledi. “Benim kendi okumam, ABD’nin Türkiye’ye yönelik yaklaşımının Hindistan’a göre daha jeopolitik ve bölgesel faktörler yüzünden daha zor olacağı” dedi.
“Hindistan'ın muaf tutulacağı en üst düzeyde bize söylendi. Rusya füze sistemini satın almaya devam ederse Hindistan, ekonomik yaptırımlar yoluyla fiyatı ödemek zorunda kalmayacak. Ancak hala netlik yok. Kendi okumam, Hindistan’ın Amerika’nın Türkiye’ye yaklaşımını yakından izlediği yönünde. Ancak [Amerikalıların] Hindistan'a karşı cömert olacağını düşünüyorum ”dedi.
Ayrıca, Türkiye gibi ABD'nin de Hindistan'a alternatifler sunduğunu açıkladı. “Onlar [Amerikalılar] da bize sadece F-16'nın bir yenileştirmesi olan F-21 uçağını sunmadılar, aynı zamanda Hindistan'da kendi üretim hatlarını kurmalarını garanti ettiler. Böylece Hindistan bu jetlerin ihracatçıları olabilir ”dedi.
Üretim hattının kurulması, dünyada 4000 F-16 ve F-21 olduğu gerçeği göz önüne alındığında cazip bir teklif. Ancak Fransız Rafale uçağı hakkında karar verirken, IAF zaten Amerikan F-16 anlaşmasını reddetmişti. Nisan 2015'te, Hindistan 36 Fransız Rafale savaş uçağı aldı, Amerikan ve diğer teklifleri reddetti.
NATO’nun NATO’dan başka bir büyük müttefiki olan Amerikan yaklaşımının Pakistan’ı da etkileyip etkilemeyeceği konusunda, iki ülke arasındaki askeri ilişkilerin ivme kaybettiği belirtildi.
“Neyse ki, ya da ne yazık ki, NATO’ya ait olmayan askeri müttefiki statüsü Pakistan’a hiçbir yarar sağlamadı. ABD Pakistan askeri ilişkisi yavaş yavaş ivme kaybetti. Pakistan'a neredeyse hiç askeri transfer yapılmıyor, hatta askeri eğitim düzenlemeleri durmuş durumda. Sonuç olarak, ABD’nin Pakistan’ın Rusya’dan yaptığı savunma ihaleleri ile ilgili her şeyi yapabilme yeteneği çok az ”dedi.
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2019.05.06 07:36 NewsJungle NATO Türkiye'yi savunmaya kararlıdır: Stoltenberg

NATO’nun en çok şiddete ve kargaşaya maruz kaldığı NATO’nun Türkiye’nin Ortadoğu’dan kaynaklandığı ve bir dizi terörist saldırı geçirdiğini belirten NATO başkanı, 29 uluslu ittifakın Türkiye’yi ziyaretine bir gün kalmaya kararlı olduğunu belirtti. türk başkenti
“Irak ve Suriye'yi çevreleyen Türkiye, Orta Doğu'dan gelen şiddete ve kargaşaya en çok maruz kalan müttefiktir. Ülken de bir dizi dehşet verici terörist saldırı yaşadı. Tüm NATO müttefikleri terörizmle her türlü biçimde mücadele etme kararlılığımızda bir araya geliyorlar, ”dedi. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg Anadolu Ajansına 5 Mayıs'ta yaptığı röportajda söyledi.
Stoltenberg, Kuzey Atlantik Konseyi (NAC) toplantısına da başkanlık edeceği Akdeniz Diyaloğunun 25. yıldönümü vesilesiyle Türkiye'ye iki günlük bir ziyaret yapacak. NATO başkanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile görüşecek. Stoltenberg ve Çavuşoğlu, görüşmelerin ardından ortak bir basın toplantısı düzenleyecek.
Stoltenberg, NATO müttefikleri Türkiye'yi hava ve füze savunma sistemleriyle koruyarak ve Türk hava sahasını AWACS gözetleme uçakları tarafından devriye ederek ağır güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya kaldıklarını belirtti. “Geçtiğimiz ay Washington’daki dışişleri bakanları toplantısında, Karadeniz’in güvenliğini artırmak için olası eylemler paketi üzerinde anlaştık. Bütün bunlar NATO’nun Türkiye’nin savunmasına olan bağlılığını göstermektedir ”dedi.
Türkiye, ittifakın ortak savunmasına aktif olarak katkıda bulunuyor ve NATO ittifak lideri, Türkiye'nin bu amaçla yaptıklarını takdir ediyor.
“Türkiye, İttifak’a 1952’de katıldı ve millet ailemizin çok değerli bir üyesi olmaya devam ediyor. Genel sekreter olarak, Türkiye'nin İttifakımız için yaptığı her şeyi takdir ediyorum ”dedi.
“Türkiye, NATO’nun Irak’taki yeni eğitim misyonunda da önemli bir rol oynuyor. IŞİD'in [ISIL] 'in asla geri dönmemesini sağlamaya yardımcı olmak için Irak’ın güvenlik güçlerini güçlendiriyor. ”Diyerek vurguladı.
Stoltenberg, Rusya ile yapılan S-400 hava savunma sistemlerini dağıtma planlarıyla ilgili olarak Türkiye ile ABD arasında devam eden bir anlaşmazlığa dair bir soru üzerine, Stoltenberg konuyu zorlayıcı olarak nitelendirdi.
“Askeri alımlarla ilgili kararlar ülkelerin vermesi içindir. Ancak dediğim gibi, silahlı kuvvetlerimizin birlikte çalışabilirliği, operasyonlarımızın ve misyonlarımızın yürütülmesinde NATO için esastır ”dedi.
Ana müttefiklerin birlikte çalışabilecek ekipman satın almasının NATO için önemli olduğunu söyleyen Stoltenberg, Türk-Amerikan’ın bir önceki ABD Patriot füzesi sisteminin olası edinimi hakkında diyalogu teşvik ettiğini söyledi.
“2013'ten beri NATO müttefiklerini Türkiye'nin hava savunmasını pekiştirdiğini de unutmamak gerekir. İspanya ve İtalya, Türkiye'nin güney sınırına yakın bir yerde füze pilleri kullanıyorlar. Patriot ve SAMP-T sistemleri, Türkiye'nin Suriye sınırındaki füzeler tehdidine karşı korunmasına yardımcı oluyor. Misyon önemli ve NATO müttefikleri buna bağlı. ”
Stoltenberg, NATO'nun 70'inci yıldönümünü kutladığını ve aynı zamanda birçok zorluğa cevap verme misyonu olduğunu vurguladı.
“Dünyamız değişiyor ve NATO onunla değişiyor. Ancak bazı şeyler değişmeden kalıyor: Birbirimize olan bağlılığımız, farklılıklarımızı aşmamız ve her türlü zorluğun üstesinden gelmemiz için güç vermemizi sağlıyor. NATO gelecek nesiller için belirsiz bir dünyada istikrarın bir ayağı olmaya devam edecek ”dedi.
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2019.05.02 20:12 NewsJungle Erdoğan ve Putin “Suriye’de yakın işbirliğini” telefonda konuşuyor

Türk ve Rus cumhurbaşkanları, Astana sürecinin bir parçası olarak Suriye'de yakın işbirliğini sürdürmek için telefon görüşmesinde anlaştılar. Türkiye Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rus mevkidaşı Vladimir Putin 30 Nisan’da Libya ve Suriye’de ikili meseleler ve son gelişmelerden bahsetti.
Türkiye, Rusya ve İran, Astana barış sürecinde garantör devletler olarak hizmet vermektedir.
Astana süreci Suriye’de ateşkes getirmekte başarılı olmuş ve bölgelerin yok edilme bölgelerinin kurulmasına neden olmuştur. Kremlin, iki liderin 8 Nisan’da Moskova’da Yüksek Düzeyde Rusya-Türkiye İşbirliği Konseyi’nin sekizinci toplantısının sonuçları hakkında görüş alışverişinde bulunduğunu söyledi.
“Liderler, ticaret, ekonomik, kültürel ve insan-insan ilişkilerinin geliştirilmesinin yanı sıra askeri-teknik alanda da dahil olmak üzere ortak projelerde sürekli ilerleme kaydedilmesine ilişkin anlaşmaların etkili bir şekilde uygulanmasının önemine dikkat çekti” dedi. Kremlin'in ifadesi.
“İki lider, Rusya’nın yakın koordinasyonunun devam etmesi ve Türkiye'nin İdlib’teki durumu istikrara kavuşturma çabalarının ve terörist grupları bastırmak için etkili tedbirlere ihtiyaç duyulduğunun” altını çizdi. 25-26 Nisan tarihlerinde Nur-Sultan'da düzenlenen 12. Uluslararası Suriye Toplantısı kapsamında öncelikli bir görev ”dedi.
Türkiye Cumhurbaşkanlığı, Türkiye’nin Libya’nın barış ve istikrarına verdiği desteği de yinelediğini belirtti.
Kremlin 'e göre, her iki taraf da Libya' daki gerginliğin tırmanması konusundaki endişelerini dile getirdi. "Bay. Putin ve Erdoğan, ateşkes sağlama ve ABD aegis hükümeti altındaki siyasi uzlaşma sürecine en kısa zamanda devam etmekten yana konuştular ”dedi.
Nisan ayının başlarında, Libya’nın doğu hükümetine sadık güçlere komuta eden Khalifa Haftar, Libya’nın başkenti Trablus’u ABD’nin Ulusal Anlaşma Hükümeti’nden (GNA) yakalamak için bir kampanya başlattı.
Libya, uzun süredir hizmet veren lider Muammer Kaddafi'nin 2011'de kanlı bir NATO destekli isyanda tutuklanmasından ve öldürülmesinden bu yana kargaşanın etkisinde kalmıştır.
O zamandan beri, petrol zengini ülke iki rakip iktidar koltuğunun ortaya çıktığını gördü: biri Haftar’ın bağlı olduğu doğu Libya’da, diğeri ise ABD’nin tanınmasına sahip olan Trablus’ta.
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2019.04.19 11:20 NewsJungle FM Çavuşoğlu ve Rus Lavrov Libya'yı tartıştı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Rus mevkidaşı Sergey Lavrov ile Perşembe günü telefonla konuştu ve diplomatik kaynaklara göre Libya'daki son gelişmeleri tartıştı.
Çavuşoğlu ile Lavrov arasındaki konuşmanın özel detayları, medyaya konuşmadaki kısıtlamalar nedeniyle isimlendirilmemesini isteyen kaynak tarafından açıklanmadı.
Dünya Sağlık Örgütü Perşembe günü yaptığı açıklamada, Libya'nın ülkenin başkentinin kontrolüne yönelik rakip hizipleri arasındaki mücadelenin şu ana kadar 205 kişiyi öldürdüğünü ve bunun da yaralıları tedavi etmek için cerrahlar da dahil olmak üzere tıp uzmanları görevlendireceğini duyurduğunu söyledi.
Nisan ayının başlarında patlak veren çatışmalar, uzun zamandır diktatör Moammar Gadhafi'yi deviren ve öldüren 2011 ayaklanmasında meydana gelen bir iç savaşı ateşlemekle tehdit etti.
Mücadele ayrıca ABD’yi Nisan’ın ortası için planlanan uzlaşma müzakerelerini süresiz olarak ertelemeye zorladı ve Libya’yı Gadhafi’nin emrini takip eden kaostan çekmenin bir yolunu bulmaya çalıştı.
ABD sözcüsü Stephane Dujarric, New York’ta “sivil kayıpların sayısı ve sivil mülk ve altyapıya yönelik saldırıların sayısı endişe verici şekilde artıyor” dedi.
ABD’nin Libya elçisi Ghassan Salame, Güvenlik Konseyi’ne Libya’nın başkenti Tripoli’nin kapalı kapılar ardında bilgi verdi ve üyelerine silahların çoğalması konusunda çok endişeli olduğunu söyledi.
Dünya Sağlık Örgütü Çarşamba günü, 913'e ulaşan yaralıları tedavi etmek için sağlık personeli göndereceğini söyledi. Ölenlerin kaç tanesinin sivil olduğu belli değildi.
Tripoli'ye karşı mücadele, komutan Khalifa Hifter başkanlığındaki ve ülkenin doğusunda bulunan ve Tripoli'nin Birleşik Devletlerinin desteklediği hükümetlere bağlı milislere karşı düzenlenen rakip bir hükümetle uyumlu olan Libya Ulusal Ordusuna saldırıyor.
ABD, çatışmalarda 25.000'den fazla insanın yerinden edildiğini söylüyor.
Bu arada, Hifter'in güçleri Perşembe günü, Libya'nın güneyindeki Tamanhint hava üssünü daha önce Trablus hükümetine bağlı bir silahlı grup tarafından ele geçirildiklerini söyledi.
Güney Koruma Kuvvetleri olarak bilinen silahlı grup ilk başta üsse 15 zırhlı araç ve mühimmat ele geçirdiğini, ancak Hifter savaşçılarının sözcüsü Mohammed El Fares'in daha sonra kontrol altına alındıklarını söyledi.
Üs güney Sabha şehri yakınında bulunuyor ve Hifter'in güçlerinin bu yılın başlarında Trablus'a doğru hareket etmeden önce batıya doğru hareket etmeden önce ele geçirdiği Libya'nın güneyinin kontrolü için stratejik öneme sahip.
ABD sözcüsü Dujarric, Birleşmiş Milletlerin "Tamanhint hava üssünde bildirilen çatışmalar" ve ülkenin diğer bölgelerindeki çatışmaları genişletme potansiyeli hakkında "derinden endişe duyduğunu" söyledi.
İnsani cephede, BM insani yardım şefi Mark Lowcock'un, hastanelerin cerrahi ve travma kitleri almasına, kavga eden insanlara yiyecek ve diğer eşyaları sağlamasına ve savunmasız göçmenlerin ve mültecilerin yerini değiştirmelerine yardımcı olmak için Birleşmiş Milletler acil yardım fonundan 2 milyon dolar tahsis ettiğini söyledi .
Dujarric, "Sivilleri çatışmadan etkilenen alanların dışına taşımak, hala tüm ana yolların tıkandığı ve çapraz ateşe çarpılma riskinin yüksek olduğu bildirilen bir sorun olmaya devam ediyor" dedi. "Neredeyse tüm yerel ticaret bu bölgelerde durdu."
Dujarric, New York’taki ABD merkezindeki gazetecilere verdiği demeçte, krizin başlamasından bu yana 6.000 kişiye yardım sağladıklarında yardım sağlamaya yardımcı olduklarını söyledi.
Güvenlik Konseyi, ateşkes çağrısı yapan bir İngiliz taslak kararını tartışıyor, ancak bazı ülkeler istişareler için daha fazla zaman istediği için oylama gelecek haftaya ertelendi.
Tartışmalar özel olduğu için isimsiz olarak konuşmakta ısrar eden Diplomatlar, Rusya'nın müttefiki Libya Ulusal Ordusunun saldırganlığı başlattığını ve ABD’nin de bazı endişeleri olduğunu söylemesine itiraz ettiğini söyledi.
İngiltere'nin ABD büyükelçisi Karen Pierce, “Üç önemli nokta etrafında birlik var - tırmanma, ateşkes taahhüdü, siyasi sürece geri dönme” dedi.
https://www.dailysabah.com/diplomacy/2019/04/18/fm-cavusoglu-russias-lavrov-discuss-libya4
submitted by NewsJungle to Turkey [link] [comments]


2019.04.18 17:16 NewsJungle “İran'a yaptırımlar yanlıştır”: Türkiye ABD’yi uyardı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu 17 Nisan'da yaptığı açıklamada, son zamanlarda Washington’u ziyaret eden bir Türk heyetinin devam eden ambargo hakkındaki endişelerini dile getirdiğini söyledi.
İranlı mevkidaşı Javad Zarif ile düzenlediği ortak bir konferansta yaptığı konuşmada, “ABD'ye İran'ın ambargolarının yanlış ve gerçekçi olmadığını söylemeye devam edeceğiz” dedi.
Çavuşoğlu, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın yer aldığı Türkiye heyetinin ABD’li Amerikalı yetkililerle yaptığı görüşmelerde Türkiye’nin endişelerini dile getirdiğini söyledi. Albayrak'ın olayı doğrudan ABD Başkanı Donald Trump ile tartıştığını belirtti.
Heyetin Washington ziyareti, Ankara'nın Trump yönetiminden İran petrolü almaktan feragat etmesini beklediği bir zamanda geliyor. Ankara'ya Kasım ayında İran petrolünü ithal ettiği için feragat verildi, ancak Tahran'dan petrol alımlarında önemli bir düşüş sağlandı.
Çavuşoğlu, Türkiye ve İran’ın, ABD’nin yaptırımlarını aşmak ve daha önce kararlaştırıldığı gibi ticaret hacminde 30 milyar dolara ulaşmak amacıyla ikili ticareti sürdürmek için alternatif mekanizmalar aradıklarını belirtti. Toplantılarında, AB’nin İran’la kurdukları bir ödeme kanalı olan INSTEX gibi ticareti yürütmek için yeni mekanizmalar tartıştılar.
ABD’nin İran’ın Devrim Muhafızı hakkındaki kararı tehlikelidir
Çavuşoğlu, ABD’nin İran’ın Devrim Muhafızlarını terör örgütü olarak belirleme kararının kaosa yol açabilecek tehlikeli bir gelişme olduğunu da belirtti.
“Bu çok yanlış bir karar” dedi. Yabancı ulusal orduları terör örgütleri olarak listelemenin uluslararası sistemde ve uluslararası hukuk düzeninde “cüretkar” çatlaklara yol açacağını sözlerine ekledi.
“O zaman, küresel sisteme olan güven düşecek ve toplam kaos oluşacak” dedi.
“Vicdanımız, kardeş kardeş İran halkının cezalandırılmasını kabul etmiyor” dedi. “Bu adımlar, bölgesel istikrar, barış, sakin ve ekonomik kalkınmayı risk altına sokuyor”
8 Nisan’daki Trump, gücü resmi olarak “terör örgütü” olarak atayacağını söyledi. ABD tayini - ilk kez başka bir hükümetin bütününün bir bölümü için ilk - güçlü paramiliter İran kuvvetine başka bir yaptırım katmanı ekliyor ve bunu ABD yargı yetkisi altında maddi destek sağlama suçu haline getiriyor.
Zarif, Ankara'ya Esad ile görüşmelerde bulundu
İran Dışişleri Bakanı Mohammad Javad Zarif, kendi adına, Şam’daki Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşmeleri hakkında bilgi vermek için Türk yetkililere bir rapor sunduğunu söyledi.
İran bakanı, Esad ile yaptığı görüşmelerle ilgili bir raporu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sunacağını ve İran’ın Türkiye ve Suriye’nin “iyi ilişkiler” kurmasına yardımcı olmak istediğini belirtti.
“Beşar Esad'la uzun bir röportaj yaptım. Bu tartışmaların ayrıntılarını Erdoğan'a bir rapor olarak vereceğim ”dedi.
Zarif, 16 Nisan’da Suriye’yi ziyaret ettikten sonra Türkiye’ye geldi. Suriye’nin ihtilafındaki rakip gruplarını destekleyen Rusya, İran ve Türkiye, savaşı sona erdirmek için bir sürece sponsorluk yapıyor.
Şam ve Ankara'daki tartışmaları, önümüzdeki hafta Kazakistan’da Suriye’nin sekiz yıllık iç savaşını sona erdirmek amacıyla yapılacak yeni bir tur görüşme öncesinde geldi. Kazakistan, 25-26 Nisan tarihlerinde başkenti olan ve kısa bir süre önce Astana'dan Nur Sultan'a değiştirilen yeni bir Suriye müzakere turuna ev sahipliği yapacak.

http://www.hurriyetdailynews.com/amp/us-embargoes-imposed-on-iran-wrong-turkeys-top-diplomat-142735
submitted by NewsJungle to Turkey [link] [comments]


2019.04.17 10:47 NewsJungle Türkiye ve Belarus, daha geniş ekonomik işbirliği yapmayı hedefliyor

Türkiye ve Belarus, ikili ticaret hacmini 1,5 milyar dolar olarak revize ederek daha fazla ekonomik işbirliğinden yararlanmak için ikili ilişkiler için yeni bir vizyon geliştirdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Belarus Cumhurbaşkanı Alexander Lukashenko, işbirliği alanlarını savunma, tarım, teknoloji, ulaşım ve turizm alanlarında genişletmeyi kabul etti ve dünkü Belarus Cumhurbaşkanı'nın Ankara ziyareti sırasında altı anlaşmanın imzalanmasını denetledi. Cumhurbaşkanı Kompleksi'ndeki ortak basın toplantısında, "Bugün imzaladığımız anlaşmalar, raporumuzun sözleşmeye bağlı taahhüdünü teşkil eder" dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2016’da ülkeyi ziyareti sırasında ikili ticaret hedefi 1 milyar dolar olarak belirlendi. “Hedefimize henüz ulaşmadık, ancak bugün ikili ticaret hedefimizi 1,5 milyar dolara kadar revize ettik.
Türkiye ve Belarus bu hedefi gerçekleştirme potansiyeline sahipler, "dedi.
İki taraf, 2016'dan bu yana giderek artan ticaret hacminde 1,5 milyar dolara ulaşmak için bir çalışma grubu oluşturdu. Türkiye'nin Belarus'a ihracatı, bir önceki yıla göre %4.2 artarak 439 milyon dolara yükselirken, Belarus'tan yapılan ithalat %5.6 artarak 193 dolara ulaştı. 2018’de milyon.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, iki hükümetin Türk ve Belarus işadamlarını ortak yatırımlar için desteklediğini ve teşvik ettiğini de vurguladı. Bu desteğin somut bir örneği olan Erdoğan, Azerbaycan ve Belarus’un ortak bir yatırımının yakın zamanda Orta Anadolu’daki Kırıkkale ilinde başlatıldığını söyledi. Yatırım maliyeti 5 milyon dolar olan bir traktör fabrikası geçen hafta faaliyete geçti ve ilk traktör bu ayın sonunda üretilecek.
Belarus’tan Türkiye’ye artan ziyaretçi sayısına dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, vizesiz seyahat imkânının Belarus turist sayısının giderek artmasına yol açtığını vurguladı. Cumhurbaşkanı, "2016 yılında, geçen yıl 245.000'e yükselirken Belarus'dan Türkiye'ye toplam 113.000 ziyaretçi geldi" dedi.
Belarus Cumhurbaşkanı Lukashenko, Türkiye ile Belarus’un üzerinde anlaşamayacağı ve giderek artan ikili ilişkilere övgüde bulunmadığının altını çizdi. Lukashenko, "Türkiye ve Belarus her konuda aynı duruşu paylaşıyor" dedi ve devam etti, "Ekonomik ilişkiler iyi ilişkilerimizin temelini oluşturmalıdır." Lukashenko, Türkiye’nin 1992’de Belarus’un bağımsızlığını tanıyan ilk ülke olduğunu hatırlattı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2016’daki ziyaretinin ardından ikili ilişkilerin yeni bir ivme kazandığını vurguladı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ankara’nın 15 Temmuz’daki darbe girişimini düzenleyen Gülenci Terör Grubu (FETÖ) ile mücadelesine katkılarından dolayı Türkiye'nin Belarus’a şükran duymasını da dile getirdi. Erdoğan, Belarus'un hiçbir zaman gerekli adımları atmakta ve FETÖ'ye bağlı tüm dernekleri ve vakıfları kapatmakta tereddüt etmediğini belirtti.
Türkiye, Belarus'ta projeler yürütmeye hazır
Türk müteahhitlerin Belarus'ta her türlü inşaat projesini gerçekleştirmeye hazır olduğunu, ülkenin tarım ve orman bakanı dün söyledi.
Bekir Pakdemirli'nin görüşleri, Türkiye-Beyaz Rusya Ortak Ekonomik Komisyonu'nun iki günlük bir toplantısını izleyen Türkiye başkenti Ankara'da düzenlenen bir Türkiye-Beyaz Rusya İş Forumu'na geldi.
"Komisyon toplantısında finanstan turizme, yatırımdan tarıma yatırımdan birçok konuyu tartıştık ve işbirliği için somut adımlar attık" dedi.
Pakdemirli, madeni akaryakıt, kimyasallar, kozmetik, temizlik ekipmanları, inşaat ürünleri, otomotiv ve ağır makine sanayinin yatırım için potansiyel sektörler olduğunu söyledi.
Belarus Cumhuriyeti Başbakan Yardımcısı Igor Lyashenko, Türk ve Belarus liderlerinin ticaret ve yatırım hacmini artırma konusunda kararlı olduklarını ve Belarus sanayi bölgelerinde bulunan Türk yatırımcılara özel yerler ve ayrıcalıklarla yer ayırabileceklerini belirtti.
Ankara'da düzenlenen Türkiye-Beyaz Rusya İş Forumu'na Belarus Başbakan Yardımcısı Igor Lyashenko, Türkiye Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli ve her iki ülkeden iş dünyasından temsilciler katıldı.
Forumun açılışında konuşan Lyashenko, iki ülkenin iş dünyası temsilcilerini daha aktif olmaya çağırdı ve şu anda Belarus'ta 143 Türk şirketinin faaliyette bulunduğunu belirtti.
Türkiye'nin Belarus'taki yatırımlarının yaklaşık 1 milyar dolar olduğunu belirten Lyashenko, Türkiye'ye kimyasal, tekstil ve gübre gibi ürünler ihraç ettiklerini belirtti.
Her iki ülkenin liderlerinin ticaret ve yatırım hacmini artırmaya istekli olduklarını vurgulayan Lyashenko, "Bu nedenle, [ticaret ve yatırımlardaki] sektörleri ve alanları çeşitlendirmeliyiz" dedi.
Belarus'un yabancı yatırımcılar için uygun ve avantajlı fırsatlara sahip olduğuna dikkat çeken Lyashenko, denetim firmalarının bu olumlu yatırım ortamını olumlu olarak puanladığını belirtti.
submitted by NewsJungle to Turkey [link] [comments]


2018.09.11 11:49 ahmetkara46 Tahran Bildirisi'nde YPG/PKK yok!

İran'ın başkenti Tahran'da gerçekleştirilen üçlü zirvenin ardından yayımlanan bildiride PKK'nın Suriye uzantısı PYD/YPG, terör örgütleri listesinde yer almadı.
Tahran Bildirisi'nde YPG/PKK yok!
Erdem AVŞAR
Rusya ve Suriye ordusunun İdlib'e başlattığı operasyonun ardından Suriye garantörleri Türkiye, Rusya ve İran Tahran'da bir araya geldi.
Zirveye Erdoğan ve Putin arasında yaşanan ateşkes krizi damga vururken zirvenin ardından yayımlanan bildiride bir ayrıntı dikkat çekti.
Bölgedeki, terör örgütlerinin sıralandığı 12 maddelik bildiride, IŞİD, Nusra Cephesi, El Kaide sıralanırken terör örgütü PKK'nın Suriye uzantısı PYD/YPG listede yer almadı. Bildiride yer alan o madde şöyle:
"BM Güvenlik Konseyi tarafından terörist olarak tanımlanan IŞİD, Nusra Cephesi ile El Kaide veya IŞİD’le bağlantılı tüm diğer bireyler, gruplar, teşebbüsler ve oluşumların tamamen ortadan kaldırılması amacıyla aralarındaki işbirliğini sürdürme kararlılıkları teyit edildi. Terörle mücadelede, yukarıda belirtilen terörist grupların ateşkes rejimine katılmış veya katılacak olan silahlı muhalif gruplardan ayrıştırılmasının sivil zayiatın önlenmesi bakımından da dahil olmak üzere büyük önem arz ettiğinin altı çizildi."
İşte üç liderin imzaladığı bildirinin tam metni:
"Devlet Başkanları;
  1. Astana formatının Ocak 2017’den bu yana sağladığı başarılardan, özellikle de Suriye Arap Cumhuriyeti genelindeki şiddetin azaltılmasında katedilen ilerlemeden ve ülkede barış, güvenlik ile istikrara yapılan katkıdan duydukları memnuniyeti ifade etmişlerdir.
  2. Suriye Arap Cumhuriyeti’nin egemenliği, bağımsızlığı, birliği ve toprak bütünlüğü ile BM Şartı’nın amaç ve ilkelerine olan kuvvetli ve devam eden taahhütlerini vurgulamış ve bunlara herkes tarafından saygı gösterilmesi gerektiğinin altını çizmişlerdir. Kim tarafından gerçekleştirildiğine bakılmaksızın, hiçbir eylemin bu ilkelere halel getirmemesi gerektiğini yinelemişlerdir. Terörle mücadele kisvesi altında sahada yeni gerçeklikler yaratılmasına dair her türlü girişimi reddetmiş, Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğü ile komşu ülkelerin ulusal güvenliğini zayıflatmayı amaçlayan ayrılıkçı gündemlere karşı durma kararlılıklarını ifade etmişlerdir.
  3. Sahadaki güncel durumu ele almışlar, 4 Nisan 2018 tarihinde Ankara’da yapılan son toplantılarının ardından Suriye Arap Cumhuriyeti’yle ilgili meydana gelen gelişmeleri değerlendirmişler ve aralarındaki mutabakat uyarınca üçlü eşgüdümü sürdürmek hususunda hemfikir kalmışlardır. Bu çerçevede, İdlip gerginliği azaltma bölgesindeki durumu görüşmüşler ve bu konuyu yukarıda belirtilen ilkelere ve Astana formatını tanımlayan işbirliği ruhuna uygun olarak ele almayı kararlaştırmışlardır.
  4. BM Güvenlik Konseyi tarafından terörist olarak tanımlanan DAEŞ, Nusra Cephesi ile El Kaide veya DAEŞ’le bağlantılı tüm diğer bireyler, gruplar, teşebbüsler ve oluşumların tamamen ortadan kaldırılması amacıyla aralarındaki işbirliğini sürdürme kararlılıklarını teyit etmişlerdir. Terörle mücadelede, yukarıda belirtilen terörist grupların ateşkes rejimine katılmış veya katılacak olan silahlı muhalif gruplardan ayrıştırılmasının sivil zayiatın önlenmesi bakımından da dahil olmak üzere büyük önem arzettiğinin altını çizmişlerdir.
  5. Suriye ihtilafına askeri çözüm getirilemeyeceğine ve ihtilafın yalnızca müzakere edilmiş bir siyasi süreç yoluyla sona erdirilebileceğine dair inançlarını yinelemişlerdir. Siyasi sürecin Soçi’de düzenlenen Suriye Ulusal Diyalog Kongresi’nin kararları ve BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararıyla uyumlu olarak ilerletilmesi amacıyla aralarındaki aktif işbirliğini sürdürme kararlılıklarını teyit etmişlerdir.
  6. Suriyelilerin öncülüğünde ve sahipliğinde bir siyasi çözüme ulaşma sürecini ilerletme amaçlı ortak çabaları sürdürme konusundaki kararlılıklarını yinelemişler ve Anayasa Komitesi’nin kurulması ile çalışmalarının başlatılmasına yardımcı olmaya yönelik taahhütlerini vurgulamışlardır. Kıdemli memurları ile Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Suriye Özel Temsilcisi arasındaki yararlı istişarelerden duydukları memnuniyeti vurgulamışlardır.
  7. Bütün Suriyelilerin normal ve huzurlu bir hayata yeniden kavuşmalarına ve acılarının hafifletilmesine yönelik tüm çabalara destek olma ihtiyacını vurgulamışlardır. Bu bağlamda, ilave insani yardım göndermek, insani mayın temizliği faaliyetlerini kolaylaştırmak, sosyal ve ekonomik tesisler de dahil olmak üzere temel altyapı unsurlarını eski haline getirmek ve tarihi mirası korumak suretiyle Suriye'ye yapılan yardımı artırmaları için başta Birleşmiş Milletler ve insani ajansları olmak üzere uluslararası topluma çağrıda bulunmuşlardır.
  8. İhtiyaç duyan tüm Suriyelilere hızlı, güvenli ve kesintisiz insani erişim sağlanmasını kolaylaştırma yoluyla, sivillerin korunması ve insani durumun iyileştirilmesini hedefleyen ortak çabaları sürdürmedeki kararlılıklarını yinelemişlerdir.
  9. Sığınmacıların ve ülke içinde yerlerinden edilmiş kişilerin Suriye'de ikamet ettikleri asıl yerlere güvenli ve gönüllü olarak geri dönüşleri için gerekli şartların oluşturulması ihtiyacının altını çizmişlerdir. Bu amaçla, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) ve diğer uluslararası uzmanlık kuruluşları da dahil olmak üzere, ilgili tüm taraflar arasındaki eşgüdüm ihtiyacını vurgulamışlardır. [Suriyeli mülteciler ve ülke içinde yerlerinden edilmiş kişiler hakkında uluslararası bir konferansın toplanması fikrini değerlendirmek hususunda mutabık kalmışlardır.
  10. BM ve Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) uzmanlarının katılımıyla yürütülen, alıkonulanlakaçırılanların serbest bırakılması, cenazelerin teslimi ve kayıp şahısların tespiti Çalışma Grubu’nun faaliyetlerindeki ilerlemeyi memnuniyetle karşılamışlardır.
  11. Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Sayın Vladimir Putin’in daveti üzerine, bir sonraki toplantılarını Rusya Federasyonu’nda yapmayı kararlaştırmışlardır.
  12. Rusya Federasyonu ve Türkiye Cumhuriyeti Devlet Başkanları, Tahran’daki Üçlü Zirve’ye evsahipliği yapmalarından ötürü İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Hasan Ruhani’ye içten teşekkürlerini sunmuşlardır."

erdemavşar

submitted by ahmetkara46 to u/ahmetkara46 [link] [comments]


2017.06.09 09:20 tarihsel_maddeci Proletarya Sosyalistleri Kuşatmayı Kırıyor - 3

Ayrım - II Kuşatmayı gerçekleştirenlerin düşünce yöntemi (ya da yöntemsizliği)
Parababaları solunu destekleyen, teorik besinini Dengizm, post-modernizm, nihilizm, anarşizm ve günümüz ultra-emperyalistçileri (eskiden Kautsky savunurdu bu safsatayı) otonom komünistlerinden alanların HKP'yi her türlü gerici ideoloji ile itham etmektedir.
Bir kaç örnekle açıklayalım.
Kurtuluş Savaşı sadece Türkiye'de gerçekleş"miş"
HKP'nin Birinci Anti-Emperyalist Kurtuluş Savaşı'na yönelik görüşlerini, "sanki sadece Türkiye'de bu tür bir savaş yaşanmış gibi değerlendiriliyor" şeklinde açıklayanlar var. Halbuki böyle bir tavrı partinin hiçbir yazısında, hiçbir tavrında bulamazsınız. Bunu söylemek, diğer sömürgeleşmiş ülkelere hareket olur. Yani HKP, şovenizm ile itham edilmektedir.
Yine dünyada Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı gibi bir olgu yaşanmamış gibi, ortaçağcı zihniyet ve nefret Osmanlı idaresi altındaki her ulusa egemen değilmiş gibi ve bu nefretin kullanım şekli emperyalistlerin çıkarına olaylarla gelişmemiş gibi konuşurlar. Kendileri, parababalarının mavi kitabını (ki bir propaganda kitabıdır), anılarını çok severler. Ancak SSCB tarihçileri de aynı süreci kaleme alınca apışıp kalırlar, "ya bu reel-politik" diye ağlamaya başlarlar. 1915 tehciri ve Çanakkale Savaşı'nın niteliği konusunda bu iki itiraz, sık sık dillendilir. Halbuki bu iki olay da, Osmanlı'yı parçalama ve paylaşma politikalarının birer sonucudur.
İçerik hakkında fikri olmayınca, üslup üzerinden dolanmaca
Partililer, eleştiriye gelmemekle, kızmakla ve sert bir dil kullanmak ile suçlanır. Bunun altında savunulan teorinin zayıflığının yattığını ortaya koyarlar. Öncelikle son cümleden başlamak gerekirse, HKP'deki teorik güç, en kıdemsiz, en genç üyelerimizde bile, farklı kıdemlerin en kıdemli üyelerini un gibi dağıtacak kapasitededir. Proletarya sosyalisti olmak, teoriye hakimiyet ve sürekli okuma yapmak ile layığını bulabilir, başka türlüsü olanaklı değildir. Türkiye topraklarında, bilimsel sosyalizme yönelik en kaliteli eğitimi yapan ve bunu pratiğe yansıtan, HKP'den başkası değildir. Şu kabul edilebilir, üyenin aldığı eğitimde eksikler olabilir, günümüzdeki önderlik vasıflarını, işgücü açısından, taşımak açısından yetersiz kalabilir. Ancak bunların giderilmesinde azami çaba gösterilmektedir.
Bizlerin öfkesinin sebebine gelince, bu öfkenin sebebi de zayıflık değil, hala en basit gerçekleri kavrayamayan, hala teorik besinini çevirmenlikten alanların karalamalarıdır. Haydi bilerek yapmıyorlar diyelim, onun dışında ukalalıkları ve karşı-eleştiriyi kabul etmeyişleridir. Teorik metinlerimizi okumadan gerçekleştirilen değerlendirmelerdir.
Bizi sinir eden "Biji serok Obama(Trump)" diyenlerdir. Bizi sinir eden işgalci Yunanistan hükümetinin başında bulunan Syriza'ya benzeme yarışıdır.
AB emperyalizmi denmez, haşa!
Yine başka bir saçmalık, uluslararası emperyalist kurumların adı ile çağrılmasını (yani AB-D emperyalizmi denmesini) "şovenizm" olarak adlandırırlar. Bu noktada insanın sabırlı kalması gittikçe zorlaşmakta. Örneğin AB emperyalizmi dediğimizde, AB'nin emperyalist olmadığı gibi yaratıcı bir söz söylenebiliyor. Onlara göre AB'nin emperyalist olabilmesi için, tüm egemen ülkelerin bu haklarını AB'ye devretmesi gerekmekte ve birleşmesi gerekmektedir.
Bu emperyalist ulusların ortadan kalkmaması için Avrupa Birliği kuruldu desek ne denir öyleyse? Finans-kapital ekipleri sadece kendi ulusal sınırlarında değil, diğer uluslar ile de rekabete girmemek için bu tekelci birliği kurduğunu ve nihai kararları bu tekelci birliğin patronları tarafından verildiğini söylesek ne cevap verilebilecek?
Söyleyelim, hiçbir şey. Bugün olgu, AB'nin emperyalist bir birlik olmasıdır. Bugün hep beraber AB'ye katılan eskiden doğu bloku olan ülkeleri ve Türkiye'yi hep beraber kurdukları tekel gücüyle sömürmektedir. AB, Frankfurt'ta iktisadi merkezi olan, Brüksel'de ise politik merkezi olan bir emperyalist kurumdur. Bu kurumun temsilcileri, hiyerarşik bir şekilde üye ülkelerin birbirlerini sömürmesi için Bildenberg gibi emperyalist plan toplantılarına katılır, burada kararlar alır. Çıkarlar, her zaman AB'nin ve onun müttefiki ABD'nin parababaları çetelerinin çıkarlarına göre belirlenir.
Ülkesinin çıkarı arada AB ile çatışıyor diye AB emperyalist bir birlik olmaktan çıkmaz. Fransa ve Almanya emperyalizmleri eğer çıkarlarını birbirleri ile rekabet yerine ortak tekeller kurmakla bulmuşlar ise, bunun adı AB emperyalizmidir. Burada Avrupa sağ hareketlerinin (faşist, neo-nazi, neo-con fark etmez) savunduğu gibi AB'nin yerine benim ulusumun finans-kapitali sömürsün, ben bu yüzden AB'ye karşıyım diye bir vurgu yok. Arada çıkıp bir Alman muhafazakarının ya da bir Fransız liberalinin AB parlamentosundaki şovenist tutumu, AB karşıtlığı ya da AB yandaşlığı bu gerçekliği değiştirmez.
Daha şaşırtıcısını belirtelim, bu tavrı uygulayan sadece SYRIZA olmaya özenen partiler değil. Yeni Sahte TKP'lilerden bir üye, SYRIZA'nın da "AB emperyalizmi" dediğinden dolayı kendilerinin kullanmadığını belirtiyor. Halbuki bunun bir takiye olduğunu, SYRIZA'nın AB'deki hiçbir finans-kapitalist ekipten rahatsız olmadığını, herkes görmekte. Kaldı ki, SYRIZA olmaya en çok özenen ÖDP'nin "emeğin Avrupası" sözü üzerine yıllarca tartışmalar gerçekleşmiştir.
"Syriza o bebeği, emeğin Avrupasını besleyen, beşiğini hazırlayan, üşümesin diye üstünü örten, bebeği boğmak için fırsat kollayanların önüne dikilen siyasal hareketlerin suyun öte yakasında boy veren bir halkası… (Aydın Engin - Cumhuriyet Gazetesi)
Syriza'nın gerçekleştirdiği takiye yüzünden kavrama karşı olmak, ancak böyle skolastik düşünce sahiplerine yakışırdı.
Avrupa Birliği adlı gayri-hristiyan karşıtı, şovenist örgütün birliğini "bugün şirketlerin Avrupası ama yarın emeğin Avrupası olacak" diyerek kutsayan, ilerici sayanlar, bugün işlerine gelmeyince AB emperyalizmi diyorsa bize ne? Yeni sol ya da yeni sosyal şovenlerin, faşistler gibi "AB çok bozdu" demesinden bize ne? Bu uluslararası finans-kapitalin parçası olan AB'nin, ABD ve Japonya emperyalizmi ile de el ele vererek (zaman zaman Çin ve Rusya da dahil buna) hep beraber, ayrı gayrı olmadan çatır çatır sömürdüğü gerçeğini değiştirir mi? Yine tekrar edelim, AB emperyalizmin arada ABD emperyalizmi ile müdahale alanlarını tartışması da olguyu değiştirmez.
Diğer yandan, Yunanistan ile dayanışma gösterelim diyen, borçlarını ödeyelim diyen hareket biz miyiz? Hayır, biz de işçi sınıfı ile dayanışma gösterilmeli diyoruz ve bunu pratik olarak PAME'nin de desteklediği, Yunanistan merkezli dünya sendikalar federasyonu ile çalışarak gerçekleştiriyoruz.
Bugün HKP destekçileri, militan sendikacılık, kızıl sendikacılıkları sebebiyle taşımacılık sendikası enternasyonali yönetiminde, neden KP'den, HTKP'den ya da TKH'den değil de HKP'den, bunun sorulması gerekmekte. Dolayısıyla HKP'den SYRIZA çıkmaz.
İşte yukarıda belirttiğimiz akımların "komünizm" diye sattığı pislik... Özellikle de Neo-Maoizm, son kertede AB (eskiden AET) emperyalizmi ile hoş-beş etmeyi meşru görürdü. Şimdi aynı saçmalığı ÇKP'nin komünist enternasyonalde saçtığı gibi diye komünist partiler savunuyor. Bu süreç, bugün SYRIZA'ya karşı gözüken partilerden yeni SYRIZA'lar üretecektir.
İtirazın başka bir dayanağı ise, yine emperyalist bir ekip olan NATO açısından bakılarak "NATO emperyalizmi" denilememesidir. Soralım peki, NATO bir "devlet" yapısı girişimi mi? NATO para mı basıyor? NATO'nun başkenti mi var? NATO uluslararası finans-kapitalin terör örgütü aygıtıdır. AB gibi siyasal yapıyı temsil eden birlikte NATO gibi askeri yapıyı yan yana koyup "NATO emperyalizmi yok, AB emperyalizmi de yok o zaman" demek, skolastik kaptan yemek yiyiştir.
Türkiye'ye yarı-sömürge denmez(miş)!
Başka bir itiraz ise "yarı-sömürge" olarak değerlendirdiğimiz ülkemizin durumu ile ilgili. Kendilerine göre, ülkemiz ulusal egemenliğine kavuştuğundan dolayı sömürge olamaz. Bu mantık, özellikle DSİP adlı işbirlikçi grubun düz mantığı ile benzerlik göstermekte. "Eğer ulusal meclisi varsa, bağımsızdır, yoksa değildir."
Gerçek olan nedir?
Türkiye'nin sadece iktidarı değil, finans-kapitali ve tefeci-bezirgan destekli finans-kapitali, sapına kadar AB-D emperyalizminden emir almaktadır. Tüm aygıtları ile ona bağlanmıştır. Onunla rekabet etmemektedir. Onun çıkarlarının, tekellerinin karşısına çıkmamaktadır. Ülkenin ayrı meclisi, yasaması, anayasası olması demek, "tam bağımsız" olduğu anlamını çıkarmaz. Çünkü o ülkenin cumhurbaşkanı, başbakanı, AB-D emperyalizmi ile ortak toplantılarda emir alıyorsa, ekonomik çıkarları IMF denen mafya örgütü doğrultusunda güdüyorsa, bu bir ülkenin bağımsız olmadığı, sözde bağımsız olduğu anlamına gelir. Bu kişiye ister Ecevit, ister Demirel, ister Davutoğlu, ister Milyon Ali diyelim, fark etmez.
Tüm bu sebeplerden dolayı Türkiye yarı-sömürge bir ülkedir. Yunanistan gibi "dünya bankası alacaklıları fonu" kurulmasına az kalmış bir ülkedir. Koç'u, Sabancısı, Eczacıbaşısı, Çalık', Torun'u, Kolan'ı, Albayrak'ı emperyalizmin dediğinin dışında "tık" bile diyemez. Ara sıra derse de, 15 Temmuz hesaplaşmasındaki gibi, terbiye edilirler.
"Tam Bağımsız Türkiye" mi? Tövbe de!
Bilgisinden asla şüphe edilmez arkadaşlarımıza göre, "Tam Bağımsız Türkiye" sloganı da günahkarlık sebebi olmaktadır. Çünkü kendi düşüncelerine göre, AKP "bağımsız" bir parti ve Türkiye ise "bağımsız" bir ülke olarak, finans-kapitallerin emrinde "tam bağımsız" sömürü yapabilir.
Lafı istediği gibi anlamak dediğimiz şey bu olmalı sanırım. Peki proletarya sosyalistleri nasıl değerlendirir konuyu? "Tam Bağımsız Türkiye" sloganı, içimizdeki düşman Türkiye finans-kapitalinin de sonudur. Lenin'in dediği gibi "her ulus, iki ulustur". İkinci uluslar(finans-kapital), bugün işbirlikçiliklerinde sınır tanımamaktadır, tüm ülkeleri yarı-sömürge haline getirmektedir, birinci ulusu (işçi, köylü, üretmen, esnaf, memur vs...) sömürmektedir.
Bu farkı kavrayamamak, teoride de hatalara sebep olmakta. Bugün çok sayıda grup, minima programı terk ederek, maksima programı benimsemekte. Halbuki, Türkiye'de tefeci-bezirgan bir antika zümreye, köylülük gibi bir tabakaya ve Kürt ulusu gibi bir sömürgeye sahip oldukça, maksima program(sosyalist devrim) uygulanamaz. Türkiye'de finans-kapitalin dışındaki küçük ölçekli sermayedarlar, üretmenler devrimci süreçte tarafsızlaştırılabilir, müttefik edinebilir. Burada kıstas, karşı-devrime olan karşıtlığıdır o sınıf üyesinin. Marksizm-Leninizm biliminin kanunlarına göre işleyecekse, Türkiye'de süreç minima program(demokratik devrim) sürecidir. Bu da işçileşip köylüleşmiş, birleşik, hatasından arınmış, derlenmiş bir proleterya partisinin öncülüğünde yapılır ki, Türkiye'de dahil böyle bir parti yoktur. Türkiye'deki köylüleri topraklandırmadan, tefeci-bezirgan zümreyi tasfiye etmeden, Türkiye fabrikalarını ağır sanayi ve en üst düzey teknolojiye uydurmadan, sosyalist devrimin gerçekleşmesi olanaklı değildir.
Lenin'in İki Taktik adlı kitabında aşamalı devrimin ve programlarının üstüne tartışmalara nokta koyan görüşler belirtilmekte, tabii ki anlayabilene.
Bu bağlamda Türkiye'deki iktidarı değerlendirirsek, AKP bir emperyalist proje partisidir. Bu partinin nasıl yaratıldığı, finans-kapital tarafından nasıl desteklendiği, nasıl Türkiye'yi harcadığı ortadadır. Bundan kimin çıkarı olduğu ortadadır. Nasıl ki Mursi (ya da bugün Katar) projesi bittiyse, AKP projesi de bitmiştir ve yerine gelecekleri hazır olmadığı için "durum idare edilmektedir". Emperyalizm sadece "ayakta tutarak" dizginlemez yarı-sömürgelerini, onları "yıkıp yeniden kurarak" da dizginler.
"Emperyalist toplantılarda karar almıyorlar, eğleniyorlar!"
Diyeceksiniz şaka mı bu? Maalesef bunu da diyene de rastlamış durumdayız. Bildenberg, G-20, Davos gibi emperyalistlerin ahırı olan toplantılarda aslında kararlar alınmadığına, burada finans-kapitalin eğlenerek, kendini tatmin ettiğine inananlarımız var. Peki, düşmanımız aslında melekmiş, suçlu olan bizleriz.
O toplantılara emperyalizm ile içli dışlılığı ortada olan katılımcılarının olması hiç önemli değil aslında. Finans-Kapitalin tüm eli kanlı katilleri, işçi düşmanları, karar alıcıları toplanıyor, Dünya'da nereyi paylaşacağını değil de, geyik muhabbeti yapıyor"muş". Özellikle de Bildenberg gibi toplantılarda, toplantıda ne konuştuklarını da halka açıklamıyorlar, düşünün ihanetin boyutunu.
Buna yönelik itirazı ise şundan kaynaklanmakta, biz uluslararası finans-kapitali düşman bellerken, yerli finans-kapitali ve işbirlikçileri gizliyormuşuz. Tam zıttı, onun rolü devrimciler açısından gün ışığı gibi ortadadır. Yerli finans-kapital, her zaman uluslararası finans-kapitalin dediğini yapar. Çünkü adı üstünde, finans-kapital bu, huyu böyle. 19. yüzyılın vatansever burjuvazisi değil, sivil örümcekçilik ağları ile birbirine bağlanmış, çıkarlarını korumak için onurunu bile satacak bir zümredir bu. Hepsinin eyeri, uluslararası finans-kapital tarafından bağlanmıştır. 20. yüzyılda ülke topraklarında egemenliğini yitiren komprador burjuvazi olsun, onu tasfiye eden ve tekelcileşen Anadolu Burjuvazisi olsun, finans-kapital olduğu anda, her zaman işbirlikçidir.
Son olarak, HKP'nin gerisinde 160 yıllık kapı gibi bilimsel sosyalizm geleneği, ayrıca 8000 yıllık olduğu söylenen medeniyetin gidiş kanunlarını keşfetmek gibi bir avantaj var. HKP'nin söylediklerini çarpıtmak yerine, önce okunmalı. Bu tür saçmalamalara rağmen, anlatmaya devam edeceğiz sakince. Çünkü "insandır, kırılır".
Devam Edecek...
submitted by tarihsel_maddeci to komunizmturkiye [link] [comments]


2015.02.06 23:19 tunalim MİLLİ EKONOMİ MODELİ DÜNYAYI EMPERYALİZMDEN KURTARACAK

LDP Dış İlişkiler Genel Başkan Yardımcısı Hudyakov Roman İvanoviç, “Biz Türkiye'yi ve dünya ülkelerini emperyalizmden, iktisadi zulümden kurtaracak Prof. Dr. Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli ile Milli Devlet, Sosyal Devlet tezlerini öğrendik.
Rusya Liberal Demokrat Partisi (LDP) Dış İlişkiler Genel Başkan Yardımcısı Hudyakov Roman İvanoviç; ticari, ekonomik, siyasi, eğitim ve sosyal alanlarda işbirliği sağlayan, Türkiye'nin siyasi ve ekonomik tarihine damgasını vuran partisi ile Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) arasında imza edilen Mutabakat Zaptı İmza Töreni'nde yaptığı konuşmada çok önemli noktalara parmak bastı. Roman İvanoviç, sözlerine salonda hazır bulunanları "Sayın Prof. Dr. Haydar Baş, sayın bayanlar ve baylar" diye selamlayarak başladı ve “Rusya Liberal Demokrat Partisi adına partimizin heyetini Türkiye'ye davet ettiği için Bağımsız Türkiye Partisi yöneticilerine teşekkür ediyorum” diye devam etti.
Türk halkı ile Rusya halkı daha da yakınlaşacak
Bugün iki halk arasında işbirliği hakkında çok önemli bir anlaşma imzalandığını dile getiren Hudyakov Roman İvanoviç, “Bu tarihi olay halklarımızı daha da yaklaştıracak, ilaveten mevcut olan sıcak ve dostane ilişkilerimizin daha da kuvvetlendirecektir. Vurgulamak isterim ki, ne çar ne de Sovyetler Birliği döneminde Rusya, ABD başta olmak üzere Batılı ülkeler gibi İslam'ın içini boşaltmamıştır” dedi.
Prof. Dr. Baş’ın Sosyal Modeli, Rusya halkını birleştirdi
Prof. Dr. Haydar Baş'ın Sosyal Devlet hakkındaki düşüncelerini uygulayan Rusya'da 200'den fazla halkın barış ve huzur içinde yaşadığına işaret eden LDP Dış İlişkiler Genel Başkan Yardımcısı Hudyakov Roman İvanoviç, şöyle devam etti: “Rusya'da bundan böyle Müslümanlar için birçok cami inşa ediliyor. Müslümanların inanç ve geleneklerine saygı gösteriliyor. 2005 yılında Çeçenistan'ın başkenti Grozni'de Avrupa'nın en büyük camisi inşa edilmiştir. Tataristan'da ve Kırım'da Tatarca ikinci resmi dil olarak tanınmıştır. Buralarda dersler Tatar dilinde okutuluyor, kitaplar ve gazeteler Tatarca basılıyor.”
Prof. Dr. Baş’ın tezlerini tümüyle uyguluyoruz
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ın tezlerini Rusya’da hayata geçirdiklerine işaret eden Hudyakov Roman İvanoviç, konuşmasına şu tarihi ifadeyi kullanarak devam etti: “Biz Türkiye'yi ve dünya ülkelerini emperyalizmden, iktisadi zulümden kurtaracak Prof. Dr. Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli ile Milli Devlet, Sosyal Devlet tezlerini öğrendik ve bunları tümüyle destekleyip uyguluyoruz. Bizim düşmanlarımız yüzyıllardır Türkiye ile Rusya'yı karşı karşıya koymuşlardır. Bunun sonucunda ülkelerimiz arasında zaman zaman anlaşmazlıklar yaşanmıştır. LDP Genel Başkanı Vladimir Jirinovski geçen yıl Bağımsız BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş ile Rusya Devlet Duma’sında görüştüğü zaman bir Türkolog gibi Büyük Atatürk'ün sözlerini hatırlatmıştır: Ne Mutlu Türküm Diyene...”
Yaşasın halklarımız arasındaki işbirliği...
Rusya Liberal Demokrat Partisi’nin Prof. Dr. Haydar Baş ve Milli Ekonomi Modeli ile tanıştıktan sonra Türkiye'yi iyi bir dost ve itibarlı ortak olarak görmeye başladıklarını dile getiren İvanoviç, şöyle konuştu: “Biz birlikte hareket etmemiz gerektiğini anladık. Düşmanlarımıza inat, birbirimize yardımcı olacağız. Bugün Rusya Müslümanlara ve diğer halklara onurlu hayat için geniş imkânlar sunan Prof. Dr. Haydar Baş'ın Sosyal Devlet modelini hayata geçiriyor. İnanarak söylüyorum ki, partiler arasında imzalanan bu Mutabakat Zaptı Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu arasında uzun süreli ilişkilerin güçlenmesine hizmet edecektir. Yaşasın Türk halkı, yaşasın Rusya halkı, yaşasın Türk halkı ile Rusya halkı arasındaki dostluk...”
submitted by tunalim to TUNALIM [link] [comments]